Friday, October 20, 2006

YENİ TÜRK CEZA KANUNU’NDA TANIMLANAN YARALAMA SUÇLARININ ADLİ TIP AÇISINDAN DEĞERLENDİRİLMESİ

YENİ TÜRK CEZA KANUNU’NDA TANIMLANAN YARALAMA SUÇLARININ ADLİ TIP AÇISINDAN DEĞERLENDİRİLMESİ

YENİ TÜRK CEZA KANUNU’NDA TANIMLANAN YARALAMA SUÇLARININ ADLİ TIP AÇISINDAN DEĞERLENDİRİLMESİ

Basit bir tıbbi müdahale ile giderilebilecek ölçüde hafif yaralanma: Yeni TCK’nun 88. maddesinin 1. fıkrasında yer verilen bu terim ceza itibarı ile en hafif yaralanma grubunu ifade etmek için kullanılmıştır. Basit bir tıbbi müdahale ile giderilebilecek ölçüde yaralanma, hekimler tarafından farklı algılanabilecek, kişisel değerlendirme farklılıkları yaratabilecek bir durum gibi gözükmektedir. Adli yönden, hangi travmatik değişimlerin basit bir tıbbi müdahale ile giderilebilecek ya da giderilemeyecek olduğu konusunda tüm hekimler tarafından kullanılabilecek bir listeye ihtiyaç vardır. Ekli liste oluşturulurken, basit tıbbi müdahalelerin ne olduğu, nelerin basit tıbbi müdahale ile giderilebileceğinden öte, hangi travmatik değişimlerin hafif derecede yaralanmalar içinde yer alması gerektiği gözetilmiştir.

Başkasının vücuduna acı veren/ sağlığının ya da algılama yeteneğinin bozulmasına neden olan yaralanma: Yeni TCK’nun 86. maddesinin 1. fıkrasında yer almakta olup ön görülen ceza itibarı ile orta derece yaralanma grubunu tanımlamaktadır. “kişinin sağlığını ya da algılama yeteneğini bozacak derecedeki yaralanma” tanımı, travmanın ruhsal etkilerini de kapsamaktadır. Kişilerin uğradığı travma sonrası oluşan ruhsal sağlık zararı da TCK kapsamında tanımlanmıştır. Hazırlanan kitapçıkta “travma sonrası oluşan ruhsal zararın belirlenmesine yönelik kriterlere liste içinde yer verilerek bu eksiklik kapatılmaya çalışılacaktır.

Yaşamını tehlikeye sokacak derecede yaralanma: Yeni TCK’nun 87. maddesinin 1.fıkrasında yer alan bu tanım Eski TCK’nun 456. Maddesinin 2. fıkrasında, “kişinin hayatını tehlikeye maruz kılma” şeklinde yer almakta idi.

Bir yaralanma sonrası, kişinin yaşamının mutlak suretle tehlikeye maruz kalması, ancak gerek kendi vücut direnci gerekse tıbbi yardımla kurtulması durumunda kullanılır. Yani olay sırasında yaşamsal tehlikenin oluşmuş olması önemlidir. Ölüm olması gerekmez. Kişinin sonradan iyileşmesi de bu durumu değiştirmez. ‘’Ne olur ne olmaz’’ diyerek karar vermek yerine, her türlü tanı yöntemi kullanılarak başlangıçta doğru karar vermek önemlidir.

Yaşamı Tehlikeye Sokan Bir Duruma Yol Açan Yaralanmalar:

- Kafatası kırıkları

- İlk üç servikal vertebra kırığı

- Kafa içi kanama, kontüzyon, laserasyon

- Klinik bulgu veren beyin ödemi

- İç organ yaralanmaları

- Büyük damar yaralanmaları

- Büyük damar veya iç organ yaralanması olmasa bile % 20’den fazla kan kaybına işaret eden klinik tabloya yol açan yaygın ekimoz, hematom ve laserasyonlar

- Medulla spinalis lezyonu

- İç organ lezyonu olmasa dahi göğüs ve batın boşluğuna penetre yaralanmalar

- 2. derece yanık (% 20’ten fazla)

- 3. derece yanıklar (% 10’dan fazla)

- Kuduz hayvan ısırığı

- Elektrik çarpması (Giriş ve/veya çıkış lezyonu bulunması veya vücuttan elektrik akımının geçtiğini gösteren klinik bulguların varlığı)

Ağır klinik tabloya yol açan zehirlenmeler (Bkz: İlgili Bölüm)

Yaşamı Tehlikeye Sokan Damar Yaralanmaları:

A. Carrotis Communis, A. Carotis Interna, A. Carotis Externa, A.V. Facialis, A.V. Maxillaris, A.V. Occipitalis, A.V. Temporalis Superficialis, V. Jugularis Interna, V.Jugularis Externa, A.V. Brachioceghalica, A.V. Subclavia, A.V. Thoracica Interna (A. Mammaria Interna), A. Vertebralis, Truncus Thyreocervicalis, A.V. Thyroidea Inferior, A.V. Thyroidea Superior, A.V. Lingualis, A.V. Axillaris, A.V. Brachialis, A. Ulnaris, A. Radialis, A.V. Femoralis (Superficialis), A.Profunda Femoris, A.V. Poplitea, A. Tibialis Posterior, A. Dorsalis Pedis, A. Dorsalis Penis, V. Dosalis Penis Profunda, A. Sacralis Media, A. İntercostalis, A. Obturatoria, A. Glutea Superior, A. Glutea Inferior, A. Umblikalis, V. Saphena Magna, A. Pudendalis, A. Spermatika, A. Testikularis, A. Ovarika, A. Uterina, A. Lienalis, A. Renalis.

Duyularından veya organlarından birinin işlevinin sürekli zayıflaması/yitirilmesi: İşlev zayıflaması yeni TCK’nun 87. maddesinin 1.fıkrasında yer almaktadır. Eski TCK’nun 456. Maddesinin 2. fıkrasında “havastan veya azadan birinin devamlı zaafı” şeklinde yer almakta idi. Yaralanmadan sonra bu durumun varlığının kabul edilebilmesi için, duyu veya organlardan birinin işlevindeki zayıflamanın sürekli olması gerekmektedir. İşlev yitimi yeni TCK’nun 87. maddesinin 2.fıkrasında yer almaktadır. Eski TCK’nun 456. Maddesinin 3. fıkrasında “havastan veya el veya ayaklardan birinin veya azadan birinin tatili” şeklinde yer almakta idi.

Kişideki görme, işitme, koklama, tatma ve dokunma duyuları ile organlar ve ekstremitelerde (el, ön kol, kol, omuz, ayak, bacak, kalça) oluşan anatomik kayıp ve/veya fonksiyonel bozukluk, her bir duyu, organ veya ekstremitenin kendi anatomik yapı veya fonksiyonuna göre değerlendirilmelidir. Protez takılması durumunda da anatomik kayıp değerlendirilecektir.

Vücutta çift olarak bulunan organlardan birinin işlevini tamamen yitirmesi halinde, diğer organ fonksiyon görmeye devam edebilir. Bu durumda, organın işlevinin zayıflaması değil, işlevin yitirilmesi söz konusudur. Çünkü, kanun metninde duyu ve organlardan birinin işlevinden söz edilmektedir.

Organdaki veya ekstremitedeki anatomik kayıp ve/veya fonksiyonel bozukluğun o organ veya ekstremitenin kendi anatomik yapısı ve/veya fonksiyonuna göre % 10-50 arasındaysa “işlevin sürekli zayıflaması”; % 50’nin üstünde ise “işlevin yitirilmesi” olarak değerlendirilmelidir.

Yüzünde sabit ize - yüzünün sürekli değişikliğine neden olma: Eski TCK’da “çehrede sabit eser” ve “çehrenin daimi değişikliği” şeklinde yer alan kavramlardır. Oluşan yara az ya da çok iz bırakır, ancak her iz yüzde sabit iz niteliğinde değerlendirilmez. Yaralanma esnasında, yüz sınırları içerisinde oluşan yaranın iyileştikten sonra bıraktığı iz, gün ışığında veya iyi aydınlatılmış bir ortamda, insanlar arası sözel diyalog mesafesinden (1-2 metre) ilk bakışta belirgin bir şekilde fark edilebilir durumda ise ‘’yüzde sabit iz’’den bahsedilir. İzin, sabit iz olup olmadığının değerlendirilmesi açısından iyileşme sürecinin tamamlanmış olması gerekir. Bu nedenle, adli tıp uygulamalarında, bu konudaki değerlendirme yaralanmadan en az altı ay sonra yapılmaktadır. Hekim gerek görürse bu süre uzayabilir.

Eğer,yüz sınırları içinde oluşan yaralanmanın bıraktığı iz, o kişiyi önceden tanıyanların onu tanımasında duraksamaya yol açacak şekilde yüzün doğal görünümünü bozmuş ise bu durumda yüzde sürekli değişiklik’ten bahsedilir. Buna örnek olarak ağır yanıklar ya da yüze kezzap atılması gibi kimyasal yanıklar verilebilir.

Yüz sınırlarına gelince, şimdiye kadar var olan adli tıp uygulamasında ‘’çehre’’ denilince, üstte saçlı deri sınırı, yanlarda kulak sayvanlarının arka kenarları, altta alt çene kavsi ile sınırlı alan anlaşılmakta idi. Ancak, yeni TCK’nun gerekçesinde, yüz deyiminin, kişinin boyun ve kulakları dahil başın ön kısmını ifade ettiği belirtilmektedir. Yeni TCK’ya göre ‘’yüz’’ sınırları tanımlanacak olursa, kişiye cepheden bakıldığında üstte saçlı deri sınırı (saçı dökülen ya da azalan kişilerde görülebilen frontal bölge dahil ), yanlarda kulaklar dahil olmak üzere kulakların arkasından inen hayali düz çizgilerin her iki klavikula ile kesiştiği noktalar ile altta fossa jugularisten başlayıp yanlara doğru klavikulaları takip eden çizgiler arasında kalan bölge anlaşılmalıdır.

Konuşmada sürekli zorluk / konuşma yeteneğinin kaybı: Konuşma fonksiyonunu etkileyen kafa içi değişimler ile dil ve ses telleri gibi konuşmaya yardımcı yapılarda yaralanma olması durumunda değerlendirilir. Eski TCK’da da var olup türkçeleştirilerek korunmuş kavramlardır. Konuşmada sürekli zorluk, yeni TCK’nın 87. maddesinin 1.fıkrasında, konuşma yeteneğinin kaybı da 2. fıkrasında yer almaktadır.

Gebe bir kadında, çocuğunun vaktinden önce doğmasına / çocuğun düşmesine neden olma: Eski TCK’da da var olan tanımlamalar olup, çocuğunun vaktinden önce doğmasına neden olma, yeni TCK’nın 87. maddesinin 1.fıkrasında, çocuğun düşmesine neden olma ise 2. fıkrasında yer almaktadır. Burada, erken doğum ya da düşük durumunun travma ile ilişkisinin kurulması esas olacaktır.

Kişinin iyileşmesi olanağı bulunmayan bir hastalığa/ bitkisel hayata girmesine neden olma: Yeni TCK’da 87.maddenin 2. fıkrasında yer alan ve cezayı arttıran hallerden biridir.Travma sonrası gelişen ve iyileşme olanağı bulunmayan akli arızaları da içermektedir. Eski TCK’da da var olup türkçeleştirilerek korunmuş kavramlardır.

Çocuk yapma yeteneğinin kaybolması: Uterus, ovaryumlar ve testisler gibi üremeye yardımcı organları içine alan yaralanma durumlarında değerlendirilir. Aynı şekilde eski TCK’nda da var olup türkçeleştirilerek korunmuş kavramlardır.

Yaralamanın vücutta kemik kırılmasına neden olması: Yeni TCK’nun 87. maddesinin 3. fıkrasında yer alan bir kavramdır. Kırığın kişinin hayat fonksiyonlarındaki etkisine göre ceza öngörülmektedir. Bu konu ile ilgili değerlendirmelere ilgili bölümde yer verilmiştir.



YARALANMA AĞIRLIĞININ BELİRLENMESİ

Travmalı hastanın değişik amaçlar doğrultusunda değerlendirilebilmesi için, uluslararası araştırmacılar tarafından bir çok fizyolojik ve anatomik skor sistemi geliştirilmiş ve geliştirilmeye devam edilmektedir. Fizyolojik ve Anatomik olarak iki temel skor sistemi vardır.

Fizyolojik skor sistemleri bilinç durumu, solunum, kan basıncı ve nabız gibi yaşamsal parametrelerin ölçümüne dayanmaktadır. Ölüm riski nedeniyle travma sonrası ilk durumun belirlenmesi, tedaviye verilen yanıt ve alınacak sonucun tahmin edilmesi gibi erken değerlendirmelerle hastanın uygun tedaviye yönlendirilmesi amaçlıdır. Adli tıp uygulamalarında, tedavisi yapılmış hastaların zaman zaman dosya üzerinden değerlendirilmesi gerekliliği, hasta dosyalarında sözü edilen parametrelerin düzgün ve standart bir biçimde yer almaması ve değerlendirmenin adli amaçla olması nedenleriyle; fizyolojik skor sistemlerinin adli tıpta, travma ağırlığının değerlendirilmesine sağlayacakları katkı sınırlıdır.

Anatomik skor sistemlerinin yaralanan kişilerin ilk değerlendirmelerinde kullanımları sınırlı olmakla birlikte, bu skor sistemleri hasta dosyalarının değerlendirilerek sonuç alınması yönünden yararlıdır. Anatomik skor sistemlerinde; tüm yaralar sınıflandırılıp özellikleri tanımlanmakta, yaralanan her organa ve yaralanma derecesine göre ayrı puan verilmektedir. Dolayısıyla adli tıp açısından travma ağırlığının değerlendirilmesinde belli kriterler çerçevesinde, temel anatomik bir skor sistemi olan Kısaltılmış Yara Skalası (Abbreviated Injury Scale- AIS)’ndan yararlanılmıştır.

Kemik kırıkları hariç, yasada ’’Yaralama fiilinin kişi üzerindeki etkisinin basit bir tıbbi müdahale ile giderilebilecek ölçüde hafif olduğu’’ şeklinde tanımlanan yaralanmalara tablolarda,’’basit tıbbi müdahale ile giderilebilir’’, yasada ’’Şahsın vücuduna acı veren veya sağlığının ya da algılama yeteneğinin bozulmasına neden olan’’ şeklinde tanımlanan yaralanmalara tablolarda ’’basit tıbbi müdahale ile giderilemez’’ şeklinde yer verilmiştir. Şahsın yaşamını tehlikeye sokan yaralanmalarda ayrıca belirtilmiştir. Klavuzda yeni TCK doğrultusunda raporların nasıl düzenleneceği konusunda değişik örnekler sunulmuştur (Bkz: Örnek rapor şablonları).

DERI-DERI ALTI-KAS DOKUSUNU ILGILENDIREN TRAVMATİK DEĞİŞİMLER

BTM:Basit Tıbbi Müdahale

Tüm vücut alanına göre yüzey alanı yaklaşık olarak yüz ya da elde %5, vücudun diğer bölgelerinde %10’dan daha az olan abrazyon, kontüzyon ya da avülsiyonlar

Yüz ya da elde toplam 10 cm, vücudun diğer bölgelerinde toplam 20 cm’den küçük; cilt-cilt altına penetre yaralanmalar

BTM ile Giderilebilir

Tüm vücut alanına göre yüzey alanı yaklaşık olarak yüz ya da elde %5, vücudun diğer bölgelerinde %10’dan fazla olan abrazyon, kontüzyon ya da avülsiyonlar

Yüz ya da elde toplam 10 cm, vücudun diğer bölgelerinde toplam 20 cm’den büyük laserasyonlar

BTM ile Giderilemez

Saçlı deride 100 cm².den az pediküllü flep yaralanmaları

BTM ile Giderilemez

Saçlı deride, kanlanması bozulmuş, 100 cm².den fazla pedikülsüz flep yaralanmaları

Yaşamsal Tehlike

Total ya da totale yakın skalp kaybı

Yaşamsal Tehlike

Yaklaşık % 20’den fazla kan kaybına işaret eden klinik bulguların mevcut olduğu laserasyon ya da avülsiyonlar

Yaşamsal Tehlike

Yumuşak doku seyirli ateşli silah yaralanmaları

BTM ile Giderilemez

Yanıklar

1.derece yanık

BTM ile Giderilebilir

1. derece: Beş yaş ve altında % 20’den fazla,

BTM ile Giderilemez

2. derece: yüzey alanı %10’dan az (5 yaş altı çocuklarda %5’ten az)

BTM ile Giderilebilir

2. derece: %10-20 (5 yaş altı çocuklarda %5-15)

BTM ile Giderilemez

2. derece: %20’den fazla (5 yaş altı çocuklarda %15’ten fazla)

Yaşamsal Tehlike

3./4. derece: %10’dan az

BTM ile Giderilemez

3./4. derece: %10’dan fazla

Yaşamsal Tehlike

Elektrik yaralanmaları

Vücuttan elektrik akımının geçtiğine dair pozitif bulgular mevcutsa ve/veya

Sağlık personeli tarafından kardiopulmoner resusitasyon uygulanmışsa,

Yaşamsal Tehlike

* Eski listelerde “yaygın ekimoz” tanımı mevcut olmakla birlikte, kriterleri olmadığından uygulamada pek kullanılmamakta idi. Oluşturulan yeni listede böyle bir tanıma yer verilmemekle birlikte, kişinin yaşamını tehlikeye sokacak nitelikte “yaygın ekimoz-hematom-laserasyon ve avülsiyon(flep tarzı)” durumlarının olabileceği göz önüne alınmalı, bu tür durumlar klinikleriyle birlikte ayrıca değerlendirilmelidir.

KAFA BÖLGESİ

Saçlı deri yaralanmaları bir önceki bölümde anlatılmıştır.

Kafa içi değişimler

Kafa içi tüm damarlardaki travmatik değişimler

Yaşamsal Tehlike

Tüm kafa içi travmatik değişimler

Yaşamsal Tehlike

Kranial sinir yaralanmaları(Diğer kafa içi değişimlerin eşlik etmediği)

BTM ile Giderilemez

Bilinç durumu

Glasgow Koma Skoru: 14–15

Olay sonrası ilk gözlemde uyanık,

Belirlenmiş 5 dakikadan kısa süren geçici bilinç kaybı,

Travma sonrası 24 saatten kısa amnezi,

BTM ile Giderilebilir

Glasgow Koma Skoru: 9-13 arası

Belirlenmiş 5 dakikadan uzun süren bilinç kaybı,

Travma sonrası bilinç kaybı olmamakla birlikte fokal nörolojik defisit (kranial sinir, hissi- motor belirti),

Travma sonrası 24 saatten uzun amnezi,

BTM ile Giderilemez

Başlangıç Glasgow Koma Skoru 8 ve altında (bilinci kapalı)

Yaşamsal Tehlike

* Eski listelerde var olan “klinik olarak commotio” kavramı kriterleri olmadığından uygulamada güçlüklere neden olmakta, hatta pek kullanılmamakta idi. Bunun yerine bilinç durumu ile ilgili değerlendirmeler konuldu. Yine de, bazı klinisyenler halen “commotio” tanımını kullanmakta olduklarından, bu şekilde bir tanım olduğunda listede yazılı bilinç durumu kriterleri göz önüne alınarak bir değerlendirme yapılacaktır.

YÜZ BÖLGESİ

YÜZ BÖLGESI

Yüz bölgesindeki her türlü sinir lezyonu

BTM ile Giderilemez

KULAK LEZYONLARI

Dış kulak yolu yaralanması

BTM ile Giderilebilir

Hemotimpanium (Kaide kırığı yok)

BTM ile Giderilebilir

Kulak kemiklerinde kemik zincir kopukluğu

BTM ile Giderilemez

Denge aygıtında yaralanma (iç kulakta labirent kontüzyonu)

BTM ile Giderilemez

Timpanik membranda yırtık

BTM ile Giderilemez

Kulak kepçesinde kısmi basit kesikler

BTM ile Giderilebilir

Kulak kepçesinde kısmi ya da total kopuk

BTM ile Giderilemez

GÖZ LEZYONLARI

Göz kapağı/çevresinde ekimoz/hematom, yüzeyel laserasyonlar

BTM ile Giderilebilir

Konjuktivada subkonjoktival kanama gibi görme bozukluğu yapmayan, şekil ve fonksiyonunu bozmayan yaralanmalar,

BTM ile Giderilebilir

Korneada perforasyona yol açmayan basit lezyonlar ( abrazyon / kontüzyon )

BTM ile Giderilebilir

Korneada perforasyon

BTM ile Giderilemez

İris-Üvea-Vitreus Yaralanmaları (intraoküler kanama )

BTM ile Giderilemez

Lensin travmatik lezyonları( subluksasyon,luksasyon,katarakt,hifema )

BTM ile Giderilemez

Enükleasyon – Evisserasyon

BTM ile Giderilemez

Göz yaşı kanallarının travmatik lezyonları

BTM ile Giderilemez

Koroid rüptürü

BTM ile Giderilemez

Retinanın travmatik lezyonları (ödem, laserasyon, dekolman, kanama )

BTM ile Giderilemez

Skleral perforasyon

BTM ile Giderilemez

Glob perforasyonu

BTM ile Giderilemez

Travmatik sürekli epifora

BTM ile Giderilemez

Travmatik pitozis

BTM ile Giderilemez

Gözde trikiyazis,entropiyum,ekstropiyum

BTM ile Giderilemez

Travmatik şaşılık (intrakraniyal patolojiye bağlı olmayan)

BTM ile Giderilemez

Optik sinir lezyonu (intrakraniyal patolojiye bağlı olmayan)

BTM ile Giderilemez

BURUN- AĞIZ- DAMAK- DİL – LEZYONLARI

Epistaksis

BTM ile Giderilebilir

Dilde basit yaralanma

BTM ile Giderilebilir

Dilde derin ve geniş laserasyon, kopma ya da kesiler

BTM ile Giderilemez

Mukoza yaralanması

BTM ile Giderilebilir

Stenon kanalı yaralanması

BTM ile Giderilemez

Diş kayıpları

BTM ile Giderilemez

Dişlerde subluksasyon, kron kırığı (Mine ve dentini ilgilendiren)

BTM ile Giderilebilir


BOYUN BÖLGESI

Boyun Bölgesindeki Organ Lezyonları

Larinkste (tiroid ve krikoid kartilaj dahil) perforasyonsuz, tüm katları içermeyen mukozal yırtık tarzındaki laserasyonlar

BTM ile Giderilemez

Larinkste (tiroid ve krikoid kartilaj dahil) perforasyon ve tüm katları içeren laserasyon ile daha ağır lezyonlar

Yaşamsal Tehlike

Farinks ve retrofaringeal bölgede tanımlanmış her tür perporasyon ya da daha ağır lezyonlar

Yaşamsal Tehlike

Tükrük bezlerinde kesi ya da duktal lezyonlarla birlikte olan lezyonlar

BTM ile Giderilemez

Tiroid bezinde laserasyon

BTM ile Giderilemez

Vokal kordlarda lezyon

BTM ile Giderilemez

Tiroid kartilajda kırık veya kesi

BTM ile Giderilemez

GÖĞÜS BÖLGESİ

Memede avülsiyon (kadınlarda)

BTM ile Giderilemez

Hemo/pnömotoraksın eşlik ettiği yaralanmalar

Yaşamsal Tehlike

Göğüs Bölgesindeki Organ Lezyonları

Lokal cilt altı amfizemi, organ lezyonu yok

BTM ile giderilemez

Geniş cilt altı amfizemi

Yaşamsal Tehlike

Trakea ve bronşlarda, laserasyon, perforasyon, avulsiyon, parçalanma (crush), rüptür, ayrılma (transsection) ve fraktürler

Yaşamsal Tehlike

Trakeostomi zorunluluğu

Yaşamsal Tehlike

Diyafragmada laserasyon ve rüptür

Yaşamsal Tehlike

Özefagusta her dereceden laserasyon, perforasyon, avulsiyon, parçalanma (crush), rüptür, ve ayrılma

Yaşamsal Tehlike

Özefagusta korozif madde yaralanmaları

Yaşamsal Tehlike

Perikard tamponadı

Yaşamsal Tehlike

Kalpte kontüzyon, laserasyon, perforasyon

Yaşamsal Tehlike

Korda tendinea laserasyonu

Yaşamsal Tehlike

Akciğerlerde kontüzyon ve laserasyon,

Yaşamsal Tehlike

Hemotoraks, pnömotoraks/tansiyon pnömotoraks, pnömomediastinum, hava embolisi

Yaşamsal Tehlike

Yelken göğüs

Yaşamsal Tehlike

ABDOMEN VE PELVİS BÖLGESİ

Lümeni olan organlardaki (Mide, duodenum, jejenum, ileum, kolon, rektum, üreter, mesane, üretra, uterus ve safra kesesi) her dereceden laserasyon, perforasyon ve rüptürler

Yaşamsal Tehlike

Parankimal organlardaki (Böbrek, karaciğer ve dalak) subkapsüler hematom, laserasyon ve rüptürler

Yaşamsal Tehlike

Pankreas ve adrenal glanddaki kontüzyon(hematom), laserasyon ve perforasyonlar

Yaşamsal Tehlike

Retroperitoneal hemoraji ve hematom

BTM ile Giderilemez

Karın içinde kanama veya başka patoloji olmasa bile, eksplorasyon ya da radyolojik yöntemlerle tanısı kesin olarak konulan peritonu delen yabancı cisim

Yaşamsal Tehlike

Mezenter ve omentum’da kontüzyon, laserasyon

Yaşamsal Tehlike

Fallop tüpü ve ovaryumda laserasyon ve daha ağır lezyonlar

Yaşamsal Tehlike

Plasentada abruption

Yaşamsal Tehlike

Dış genital organlar;

Testis'te kontüzyon (hematom)lar, minör/yüzeysel laserasyonlar

BTM ile Giderilebilir

Skrotal hidrosel, hematosel

BTM ile Giderilebilir

Testis’te major laserasyon ve daha ağır lezyonlar ile testis kaybı

Yaşamsal Tehlike

Anüste kontüzyon (hematom) (sfinkter kusuru yoksa)

BTM ile Giderilebilir

Anüste perforasyonsuz, katlarda kısmi lezyon şeklindeki laserasyonlar

BTM ile Giderilemez

Anüste perforasyonlu/tüm katları içeren/doku kayıplı/yoğun, kompleks avulsiyon, rüptür ve laserasyonlar

Yaşamsal Tehlike

Penis, vagina, vulva ve perinede kontüzyon (hematom), minör/yüzeysel yaralanmalar

BTM ile Giderilebilir

Penis, vagina, vulva ve perinede major laserasyonlar

BTM ile Giderilemez

Peniste spongioz doku yaralanması

BTM ile Giderilemez

Peniste herhangi bir bölgeden amputasyon (glans/tam penis)

Yaşamsal Tehlike

*Acil cerrahide, eksploratris laporatomiye yaklaşımdaki değişimler göz önüne alınarak “eksploratris laporatomi” listelerden çıkarılmıştır. Aslolan oluşan lezyon olup, buna göre travma ağırlığı belirlenecektir.

VERTEBRAL KOLON-MEDULLA SPİNALİS-PERİFERİK SİNİRLER

Tüm periferik sinirlerdeki yaralanmalar

BTM ile Giderilemez

Pleksus Brakialis’teki sadece gerilme ile olan yaralanmalar

BTM ile Giderilebilir

Pleksus Brakialis’teki diğer yaralanmalar

BTM ile Giderilemez

Kord/kauda equina kontüzyon ve laserasyonu (Hangi derecede olursa olsun)

Yaşamsal Tehlike

Disk yaralanması ve herni

BTM ile Giderilemez

Disk yaralanması ve herni (kord hasarı varsa)

Yaşamsal Tehlike

Kord kontüzyonu ve laserasyonunun eşlik ettiği kırık ya da çıkıklar

Yaşamsal Tehlike

Facet kilitlenmesi-kayması

BTM ile Giderilemez

İnterspinoz ligament laserasyonu (Hİperfleksiyon zorlanması)

BTM ile Giderilebilir

Ani burkulma (akut sprain-whiplash)

BTM ile Giderilebilir

ÜST EKSTREMİTELER

Kol, önkol veya parmaklarda soyulma (degloving) tarzında yaralanma

BTM ile Giderilemez

Kompartman sendromuyla birlikte ekstremite yaralanması

BTM ile Giderilemez

Parmaklar hariç ekstremitenin herhangi bir yerinden amputasyon

Yaşamsal Tehlike

Kas-Tendon ve Ligamanlar

Tendon laserasyon ve kopmaları

BTM ile Giderilemez

Kas laserasyonu

BTM ile Giderilemez

Eklem kapsülü laserasyonu

BTM ile Giderilemez

Eklemler

Kontüzyon ve burkulmalar

BTM ile Giderilebilir

Hemartroz, hidroartroz

BTM ile Giderilemez

Crush

Omuz, dirsek ve bilekte kemik ve kıkırdakta yoğun tahribat, ekstremitenin tümü ya da bir kısmında ezik tarzında “crush” yaralanma

Yaşamsal Tehlike

ALT EKSTREMİTELER

Uyluk, baldır veya parmaklarda soyulma (degloving) tarzında yaralanma

BTM ile Giderilemez

Kompartman sendromuyla birlikte ekstremite yaralanması

BTM ile Giderilemez

Parmaklar hariç ekstremitenin herhangi bir yerinden amputasyon

Yaşamsal Tehlike

Kas-Tendon ve Ligamanlar

Tendon kopmaları

BTM ile Giderilemez

Kas laserasyonu

BTM ile Giderilemez

Eklem kapsülü laserasyonu

BTM ile Giderilemez

Diz ve bilekte kolleteral/cruciate ligaman laserasyonu, meniskus yırtığı

BTM ile Giderilemez

Eklemler

Kontüzyon ve burkulmalar

BTM ile Giderilebilir

Hemartroz, hidroartroz

BTM ile Giderilemez

VÜCUTTA KEMİK KIRILMASININ DEĞERLENDİRİLMESİ

Açıklama: Vücuttaki kemik kırıkları, kırığın hayat fonksiyonlarına etkisine göre HAFİF (1), ORTA (2-3) ve AĞIR (4-5-6) olarak sınıflandırılmıştırEklem çıkıkları da iskelet sistemindeki anatomik bozukluklar olduğundan bu sınıflama içinde değerlendirilmiştir.

Vücutta birden fazla kemik kırığı bulunması halinde hayat fonksiyonlarındaki etkinin saptanması açısından skorlamaya gidilmiştir.( Tablolarda 6 değeri mevcut olmayıp bu dereceye skorlama sonucu varılacaktır). Bunun için şöyle bir hesaplama yapılacaktır:

Kırılan her bir kemiğin derecesi bulunacak, bunların kareleri alınarak toplanacak ve çıkan toplamın karekökü alınacaktır. Çıkan sonucun küsüratlı olması halinde; küsürat 0,5’den yüksek ise bir üst derece alınacaktır.

Örnekler:

1- Kişide bir tarafta kapalı radius kırığı ve diğer tarafta açık radius kırığı olsun.

Radius kırığının derecesi: 2

Açık radius kırığının derecesi: 3

İkisinin birlikte skorlanmış derecesi

√22+32=√4+9=√13=3,6→ 4

Bu yaralanmada kırıkların toplamının hayat fonksiyonlarına etkisi AĞIR(4) olarak değerlendirilecektir.

2- Kişide üç adet falank kırığı, metakarp kırığı ve açık radius kırığı olsun.

Falanks kırığının derecesi: 1

Falanks kırığının derecesi: 1

Falanks kırığının derecesi: 1

Metakarp kırığının derecesi: 2

Açık radius kırığının derecesi: 3

√12+12+12+22+32=√1+1+1+4+9=√16=4

Bu yaralanmada kırıkların toplamının hayat fonksiyonlarına etkisi AĞIR(4) olarak değerlendirilecektir.

Bu raporun sonucu şöyle yazılabilir:

Vücuttaki kemik kırıklarının hayat fonksiyonlarına etkisi Hafif(1), Orta(2-3) ve Ağır(4-5-6) olarak sınıflandırıldığında ve birden fazla kırık olması nedeni ile skorlama yapılarak; kişide mevcut olan üç adet falanks, metakarp ve açık radius kırıklarının müştereken; hayat fonksiyonlarını AĞIR(4) derecede etkileyeceği kanaatine varılmıştır.

KIRIĞIN HAYAT FONKSİYONLARINI ETKİLEME DERECESİ

KAFA BÖLGESİ

a) Kafatası

- Kubbede tek başına lineer kırık (2)

- Kubbede çökme kırığı (4)

- Kaidede kırık (4)

- Etmoid kemiği kırığı (Kafa tabanını ilgilendirmeyen) (2)

- Etmoid kemiği kırığı (kafa tabanında kırık varsa) (4)

- Mastoidde çökme (4)

- Frontal sinüs dış lamina kırığı (2)

- Frontal sinüs iç lamina kırığı (3)

- Frontal sinüs iç-dış lamina kırığı (4)

- Styloid kırığı (müstakil) (1)

- Petros kemik kırıkları (4)

b) Yüz

- Burun kemiğinde lineer kırık veya uçta kopma kırığı (1)

- Burun kemiğinde parçalı kırık, çökme kırığı (2)

- Zigomatik kemikte lineer kırık (2)

- Zigomatik kemikte parçalı veya çökme kırığı (3)

- Maksillada kırık (Kapalı) (2)

- Maksillada kırık (Açık) (3)

- Lefort I (2)

- Lefort II (3)

- Lefort III (4)

- Mandibulada kırık (2)

- Mandibulada parçalı kırık (3)

- Mandibulada açık kırık (3)

- Temporo-mandibular eklem çıkığı (1)

- Alveol kırığı (2)

- Hyoid kırığı (2)

- Troid kıkırdak kırığı veya kesiği (2)

GÖĞÜS BÖLGESİ

- Klavikula kırığı (2)

- Klavikula açık kırığı (3)

- Sternoklavikular çıkık (1)

- Akromioklavikular çıkık (1)

- Akromiyon Kırığı (2)

- Sternumda kırık (2)

- Sternum Parçalı Kırığı (4)

- 1 kaburga kırığı 1)

- 1 kaburga kırığında birden fazla kırık (2)

- Skapulada kırık (çatlak, kopma kırığı, ayrıksız kırıklar) (2)

- Skapula kırığı (parçalı /ayrıklı/açık) (3)

- Glenoid ve boyun kırığı (2)

- Glenoid eklem içi kırığı (3)

BATIN-PELVİS BÖLGESİ:

a) Pelvis Kemikleri:

- İliak kemikte küçük kopma kırığı (1)

- İliak kemikte korpusta kırık (2)

- İliak kemikte korpusta açık kırık (3)

- İliak kanat kırığı (duverney) (2)

- İliak kanat açık kırığı (3)

- İskion kırığı (2)

- Pubis kırığı (2)

- İskion pubis müşterek kırığı (3)

- Symphysis Pubis ayrılması (Basit; 0-5 cm arası) (3)

- Symphysis Pubis ayrılması (Ağır; 5 cm’den fazla) (4)

- Asetabulum kenar kırığı (tavan/üst dudak) (2)

- Asetabulum kubbe kırığı (taban) (3)

- Asetabulum kırıklı çıkığı (santral luksasyon) (4)

- Sakroiliak ayrılma (Kırık tek taraflı ise) (3)

- Sakroiliak ayrılma (Kırık çift taraflı ise ) (4)

- İskion kır. + pubis kır. + sakroiliak ayrılma (malgaigne)(Tek taraflı )(4)

- İskion kır. + pubis kır. + sakroiliak ayrılma (malgaigne) (Çift taraflı ) (5)

- Sakrum kırığı (2)

- Sakrum parçalı kırığı (3)

- Koksiks kırığı (2)

OMURGA BÖLGESİ:

- Pros.Spinosus kırığı (2)

- Pros.Spinosus açık kırığı (3)

- Prosessus transversus kırıkları (2)

- Prosessus transversus açık kırığı/kırıkları (3)

- Lamina kırığı (4)

- Lamina açık kırığı (4)

- Korpus kopma kırığı (2)

- Korpus açık kopma kırığı (3)

- Korpus kırığı (3)

- Korpus çökme kırığı (% 20’den az) (3)

-Korpus çökme kırığı (% 20’den çok) (4)

- Korpus açık çökme kırığı (4)

- Omur kayması (nörolojik defisitsiz) (2)

- Omurganın kırıklı çıkıkları (instabil) (4)

- Omurganın kırıklı çıkıkları (instabil-açık) (4)

- Faset Kırığı (4)

- Pedikül Kırığı (4)

- Jefferson kırığı (4)

- Hangman kırığı (4)

ETRAF BÖLGESİ:

- Omuz çıkığı ( Akromio-klaviküler) (1) - - Habitüel omuz çıkığı (1)

- Omuz çıkığı (Gleno-humeral) (2)

- Sterno- klaviküler çıkık (2)

- Omuz çıkığı+tuberkulum majus kırığı (3)

- Humerus cisim kırığı (3)

- Humerus cisim parçalı kırığı (4)

- Humerus cisim açık parçalı kırığı (5)

- Humerus kollum şirurjikum/anatomikum kırığı (4)

- Humerus kollum şirurjikum/anatomikum açık kırığı (5) - ---- Humerus suprakondiler kırığı (3)

- Humerus suprakondiler açık kırığı (4)

- Humerus medial ve lateral (birlikte) epikondil kırığı (2)

- Epikondil kırığı (Basit kopma kırığı) (1)

- Kondil kırığı (medial-lateral/eklemiçi/kondil T ve Y kırıkları) (4)

- Açık kondil kırığı (5)

- Humerus tuberculum majus kırığı (2)

- Dirsek çıkığı (2) - Dirsek çıkığı (açık) (3)

- Radius cisim kırığı (2)

- Radius cisim açık kırığı (3)

- Radius alt uç kırığı (Pouteau-Colles) (2)

- Ters PC kırığı (Smith Goyrand) (2)

- PC + Stlyoid kırığı (2)

- Styloid kopma kırığı (1)

- Radius boynu kırığı (2)

- Radius başı kırığı (2)

- Radius distal eklem içi kır.+karpal çıkık (Barton) (3)

- Radius başı çıkığı (2)

- Radius başı çıkığı (açık) (3)

- Ulna cisim kırığı (2)

- Ulna cisim açık kırığı (3)

- Troklear kırık (2)

- Troklear kırık (açık) (3)

- Olekranon kırığı (2)

- Olekranon kırığı (açık) (3)

- Ulna 1/3 üst kırığı + Radius başı çıkığı (Monteggia) (3)

- Monteggia (açık) (4)

- Ulna alt uç çıkığı + Radius kırığı (Galeazzi) (2)

- Galeazzi (açık) (3)

- Dirsekte üçlü kapalı kırık (4)

- Dirsekte üçlü açık kırık (Side-wipe) (4)

- Bilek (karpal) kemiklerinde kırık (2)

- Bilek (karpal) kemiklerinde açık kırık (3)

- Bilek (karpal) kemiklerinde açık parçalı, ezik şeklinde kırık (4)

- Metakarp kırığı (2)

- Metakarp açık kırığı (3)

- Metakarp kırıklı çıkığı (3)

- Karpometakarpal çıkık (1)

- Karpometakarpal açık çıkık (2)

- Metakarpofalangeal çıkık (1)

- Metakarpofalangeal açık çıkık (2)

- Baş parmak metakarp kırığı (Bennet; kişinin kendi eylemiyledir) (2)

- 5. metakarp boyun kırığı (Boksör kır; kişinin kendi eylemiyledir) (2)

- El parmak kemiği kırığı, çıkığı (1)

- El parmak kemiği açık kırığı/kırıklı çıkığı (2)

- Tırnak düzeyinden amputasyon (1)

- Parmağın herhangi bir düzeyden amp. veya dezartikülasyonu (2)

- Başparmak interfalangeal eklemüstü amp. (2)

- Kalça eklemi çıkığı (asetabulum üst dudak kırıklı veya kırıksız) (4)

- Femur başı kırığı (4)

- Femur başı açık kırığı (5) - ------ Femur boynu (kollum) kırığı (4)

- Femur boynu açık kırığı (5)

- Intertrokanterik kırık (4)

- Intertrokanterik açık kırık (5)

- Subtrokanterik kırık (4)

- Subtrokanterik açık kırık (5)

- Femur kondil (medial/lateral) kırığı (4)

- Femur epikondil kırığı (2)

- Femur suprakondiler kırığı (4)

- Femur suprakondiler açık kırığı (5)

- Femur cisminde kırık (4)

- Femur cisminde parçalı kırık (5)

- Femur cisminde açık kırık (5)

- Femur cisminde açık parçalı kırık (5)

- Femurun zımba şeklinde delinmesi (ateşli silah) (3)

- Patellada ekstansör fonksiyonu bozmayan küçük kopma kırığı (parsiyel) (1)

- Patellada açık parsiyel kırığı (3)

- Patella kırığı (2)

- Patella açık kırığı (3)

- Patella parçalı kırığı (3)

- Patella açık parçalı kırığı (4)

- Diz çıkığı (3)

- Tibiada küçük kopma kırığı (1)

- Tibiada kırık (4)

- Tibiada açık kırık (5)

- Tibia kondil (lateral-medial) kırığı (2)

- Tibia her iki kondil (plato) kırığı (3)

- Plato+Fibula başı kırığı (4)

- Fibula kırığı (2)

- Fibula boyun kırığı + kondil kırığı (3)

- Pilon-tibial kırık (tibia alt uç eklemiçi parçalı kır.+fibula kırığı) (4)

- Pilon-tibial açık kırık (5) - ------ Malleol kapalı kırığı (2)

- Malleol açık kırığı (3)

- Bimalleoller kapalı kırık (Pott) (3)

- Bimalleoller açık kırık (4)

- Trimalleoller kırık (Cotton) (3)

- Cotton (açık) (4)

- Kalkaneus kırığı (2)

- Kalkaneus çok parçalı ve/veya açık kırığı (3)

- Talusta kırık (2)

- Talus çok parçalı ve / veya açık kırığı (3)

- Tarsal kemik kırıkları (2)

- Radyokarpal, perikarpal, interkarpal, subtalar, transtarsal çıkıklar (2)

- Tarsal kemiklerin açık kırıkları (3)

- Sessamoid kırıkları (1)

- Metatars kırığı (2)

- Metatars açık kırığı (3)

- Metatars çıkığı (1)

- Ayak parmak kemiği kırığı (1)

- Ayak parmak kemiği açık kırığı (2)

- Ayak parmak kemiği çıkığı (1)

ZEHİRLENMELERDE YARALANMA AĞIRLIĞININ DEĞERLENDİRİLMESİ

Zehirlenme olguları mutlak adli olgulardır. Bu kapsamda bu tip hastaların değerlendirilmesi sırasında; öncelikle, yeterli miktarda kan ve/veya diğer vücut sıvılarının alınarak, uygun koşullarda saklanılması bir zorunluluktur.

Bu bölümde zehirlenme olgularında yeni TCK kapsamında “yaşamsal tehlike” kıstasları ve yaralanma düzeyinin standart bir şekilde belirlenebilmesine yardımcı olabilecek ölçütler belirlendi. Ancak değerlendirmede; zehirlenme olgularında da diğer hastalıklarda olduğu gibi kişisel bulgular, hastanın klinik durumu ve toksik maddenin özel etkileri öncelikle dikkate alınmalıdır.


1-Basit Tıbbi Müdahale Ile Giderilebilecek Nitelikteki Zehirlenme Olguları

A-Yalnızca semptomatik tedavi ile yetinilen olgular

B-Gözlem süresince her hangi bir komplikasyon saptanılmayan olgular

C-Gastrik lavaj ve aktif kömür dışında tedavi gerektirmeyen olgular

2-Vücuda Acı Veren Veya Sağlığının Ya Da Algılama Yeteneğinin Bozulmasına Neden Olan Durumlar

Belirlenen yaşamsal tehlike ölçütlerinin bulunmadığı, ancak basit tıbbi müdahale ile giderilemeyecek ölçüde klinik bulgusu olan olgular bu gruptadır.

3-Yaşamsal Tehlike Oluşturan Zehirlenme Olguları

Yaşamsal Tehlike Kriterleri:

Dozaj: Toksik Doz biliniyor ve güvenilir verilere dayanıyorsa, maddenin kan düzeyinin toksik dozda olması

GKS: 8 ve altındaki değerler yaşamsal tehlikenin varlığı açısından gösterge olmakla birlikte, 9 ve üzerindeki değerler negatif bir gösterge olarak kabul edilmemelidir.

Entübasyon endikasyonu

Hekim tarafından CPR (Cardio-Pulmoner Resusitasyon) uygulanması.İleri yaşam desteği uygulanarak kalp-akciğer-beyin canlandırma işlemi uygulanması

Dializ, Hemoperfüzyon, Hemofiltrasyon, Plazmoferez uygulanmış olması

Metobolik değerlendirmede:

-Açıklanamayan anyon açığı yüksek metobolik asidoz durumlarında intoksikasyon düşünülmelidir.

-pH değerinin 7,2’nin altında olması

-pCO2 değerinin 45 mmHg’dan yüksek olması

-K değerinin 6.4mEq/L’nin üzerinde ve 2mEq/L’nin altında olması

7- Konvülsionları olması

8- Tansion Arterial sistolik kompanetin 80mmHg’nın altında olması

9- Sinüs ritmi dışında ritmi olan ve blok bulunan olgular

Yaşamsal Tehlike Açısından Özel Gruplar:

1-Tıbbi Tedavide Kullanılan ilaçların doz aşımının söz konusu olduğu olgularda:

İlacın özel toksik etkisi (kardiotoksik etki, aritmi, hemototoksik etki vb) ayrıca göz önüne alınması gereken bir durumdur. Örneğin Trisiklik antidepresanlar santral sinir sistemi ve kardiak ileti sistemine olan toksik etkileri nedeni ile belirlenen kriterler dışında özel değerlendirme gerektirmektedir.

2-CO Zehirlenmelerinde:

- Olgunun ilk bulunduğunda bilinç bozukluğu olması,

- HbCO düzeyinin %20’nin üzerinde olması

- Hiperbarik oksijen tedavisine gerek duyulması

- 4 saatten uzun süren oksijen tedavisi gereksinimi

- Spesifik BT ya da MR bulguları, beyin dışı organ bulguları; miyokart enfarktüsü, rabdomyoliz( CPK, LDH, ALT yükselmesi)

3-Mantar Zehirlenmelerinde:

Serum transaminazlarının yükselmesi, ikter, karaciğer matitesinin küçülmesi ve hepatik ensefolapati

4-Etil Alkol Zehirlenmelerinde:

Klinik bulguların da desteklemesi şartıyla, kan alkol düzeyinin 200mg/dl ve üzerinde olması

5-Metil Alkol Zehirlenmelerinde:

Klinik bulguların da desteklemesi şartıyla, kan düzeyinin 30 mg/dl (%80mg letal doz) ve üzerinde olması,

Görme fonksiyonuna ait problemlerin olması

6-Tarım İlaçları ile Zehirlenmelerde:

Antikolinesteraz enzim düzeyi ve diğer spesifik enzim düzeyleri ile ilgili bilgi ve kayıt mevcutsa ve bu düzeyler literatürde belirlenen kritik düzeyler ise “yaşamsal tehlike”nin varlığından bahsedilebilir.

DUYU VEYA ORGANLARIN İŞLEVİNİN SÜREKLİ ZAYIFLAMASI YA DA YİTİRİLMESİ AÇISINDAN DEĞERLENDİRME

Vücutta duyu veya organların işlevinin sürekli zayıflaması ya da yitirilmesine yol açan haller sadece bu listedekilerle sınırlı değildir. Bunlar adli tıbbi uygulamadan bildiğimiz belli başlı durumlar olup kemik kırıkları başta olmak üzere, daha pek çok travmatik lezyon iyileşme aşamasında, vücutta kalıcı anatomik ve fonksiyon bozukluğu bırakabilir. Vücutta kalıcı anatomik ve fonksiyon bozukluğu olup olmadığı açısından ayrıca değerlendirme yapılacaktır.

KAFATASI

5-25 cm2 kemik eksikliği

İşlevde sürekli zayıflama

25 cm2 den fazla kemik eksikliği

İşlev kaybı

KULAK

Her kulak ayrı bir duyu organı olarak değerlendirilecektir.

50-80 dB arası işitme kaybı

İşlevde sürekli zayıflama

80 dB üzeri işitme kaybı

İşlev kaybı

GÖZ

Her bir göz ayrı bir duyu organı olarak değerlendirilecektir.

Görme kusurları

Işık hissi, el hareketleri, parmak sayma, 1/10 - 2/10 – 3/10 görme dahil

İşlev kaybı

4/10 – 5/10 – 6/10 – 7/10 görme dahil

İşlevde sürekli zayıflama

Travmatik şaşılık

İşlevde sürekli zayıflama

Hemianopsi

İşlevde sürekli zayıflama

Travmatik sürekli epifora

İşlevde sürekli zayıflama

Travmatik total ptosis

İşlevde sürekli zayıflama

Diplopi

İşlevde sürekli zayıflama

Göğüs Organları

Lobektomi

İşlevde sürekli zayıflama

Pnömoektomi

İşlev kaybı

Batın Organları

Splenoktemi

İşlev kaybı

Nefrektomi

İşlev kaybı

Terminal ileum hariç ince barsak rezeksiyonu (70-300 cm)

İşlevde sürekli zayıflama

Terminal ileum hariç ince barsak rezeksiyonu (300 cm üzeri)

İşlev kaybı

Terminal ileum rezeksiyonu

İşlev kaybı

Kalın barsak rezeksiyonu(Hemikolektomi)

İşlevde sürekli zayıflama

Rektum ve anüs rezeksiyonu

İşlev kaybı

Sistektomi

İşlev kaybı

Safra kesesinin çıkartılması

İşlev kaybı

Genital Organlar

Glans penis amputasyonu

İşlev kaybı

Tam penis amputasyonu

İşlev kaybı

Testis kaybı

İşlev kaybı

Ovaryum kaybı

İşlev kaybı

Uterusun kaybı

İşlev kaybı

DİŞLER

Dişlerin çiğneme ve konuşma fonksiyonları yönünden değerlendirilmesinde; her bir diş çeşidi için puanlama yapılmıştır. Diş kayıplarında puanların toplamı 15-30 arasında ise; işlevin sürekli zayıflaması, 30’un üzerinde ise; işlevin yitirilmesi olarak kabul edilecektir. Puanlama şöyle yapılacaktır:

Kanin: 4,5

Kesici: 4

Premolar: 3

1. ve 2..Molar: 3

3.Molar: 0,5

TRAVMA SONRASI GELİŞEN RUHSAL BOZUKLUKLARIN DEĞERLENDİRİLMESİ

Basit tıbbi müdahale ile giderilebilecek ölçüde bozukluklar:

Belirgin bir psikiyatrik bozukluk tablosu kriterlerini doldurmayacak (Uluslar arası sınıflandırma ve tanımlama kriterlerine göre) her türlü geçici nöropsikiyatrik şikayetler.

Algılama yeteneğinin bozulmasına neden olan durumlar:

Psikiyatrik bir tanı ölçütü kriterlerini dolduran geçici bozukluklar (Psikotik durumlar, demanslar gibi kalıcı ve ağır tablolar hariç)

Duyulardan veya organlardan birinin işlevinin sürekli zayıflamasına neden olan bozukluklar:

Merkezi sinir sisteminin işlevlerinde kalıcı olarak zayıflama (Kalıcı post konküzyonel sendrom, genel tıbbi duruma bağlı kişilik değişikliği gibi)

Duyulardan veya organlardan birinin işlevinin yitirilmesine veya iyileşme olanağı bulunmayan hastalığa neden olan bozukluklar:

Travmatik olaya bağlı olarak ortaya çıkan psikozlar, demans, diğer nörolojik ve bilişsel işlev kaybı ile seyreden ağır, kalıcı psikiyatrik bozukluk ve sendromlar.

YENİ RAPOR ŞABLONLARI

TCK’daki değişiklikler doğrultusunda, adli rapor talebinde bulunacak olan hakim ya da cumhuriyet savcılarının istem yazıları değişecek, hekimler tarafından düzenlenecek olan adli raporların sonuç şablonları da değişecektir. Birkaç örnek verecek olursak;

ÖRNEK 1:

(ESKİ)….. Cumhuriyet Başsavcılığı’nın ….. tarih ve …. sayılı yazısı ile ….. ’in ateşli silah yaralanması ile ilgili olarak hayati tehlike geçirip geçirmediği, kaç gün iş ve gücünden kaldığı, çehrede sabit eser ve uzuv zaafı veya uzuv tatilinin söz konusu olup olmadığı sorulmaktadır.

(YENİ)….. şahsın sağlığının ya da algılama yeteneğini bozup bozmadığı, yaşamını tehlikeye sokup sokmadığı, basit bir tıbbi müdahaleyle giderilebilecek nitelikte olup olmadığı, duyularından veya organlarından birinin işlevinin sürekli zayıflamasına ya da yitirilmesine, yüzünde sabit ize neden olup olmadığı sorulmaktadır.

Şahıs hakkında düzenlenmiş,

a) .....

b) .....

c) ..... incelenmesinde;

..... saptandığı anlaşıldığına göre,

SONUÇ: (ESKİ)....oğlu .... doğumlu .... ’in 30.04.2005 günü geçirmiş olduğu ateşli silah yaralanması sonucunda;

1- Yaraların tarif edilen lokalizasyonları ve nitelikleri göz önüne alındığında, şahsın vücuduna batın sol alt kadrandan girip, gluteal bölge sağ taraftan çıkan bir adet ateşli silah mermi çekirdeği isabet etmiş olduğu,

2- Batın yaralanmasına bağlı multipl ileal, çekal ve mezo perforasyonu ile sağ eksternal iliak venin perfore olduğu, gerekli onarım esnasında 15 cm.lik barsak kısmının rezeke edildiği tarif edildiğine göre yaralanmanın;

a- Şahsın hayatını tehlikeye maruz kıldığı,

b- 25 (yirmi beş) gün mutad iştigaline engel teşkil eder nitelikte olduğu,

c-Çehre sınırları dahilinde herhangi bir lezyon tarif edilmediğinden, çehrede sabit eser tayinine mahal olmadığı,

d-Uzuv zaafı veya uzuv tatili niteliğinde olmadığı kanaatini bildirir rapordur.

SONUÇ:(YENİ)

1-Yaraların tarif edilen lokalizasyonları ve nitelikleri göz önüne alındığında, şahsın vücuduna batın sol alt kadrandan girip, gluteal bölge sağ taraftan çıkan bir adet ateşli silah mermi çekirdeği isabet etmiş olduğu,

2-Batın yaralanmasına bağlı multipl ileal, çekal ve mezo perforasyonu ile sağ eksternal iliak venin perfore olduğu gerekli onarım esnasında 15 cm.lik barsak kısmının rezeke edildiği tarif edildiğine göre yaralanmanın;

a-Şahsın yaşamını tehlikeye soktuğu,

b-Yüz sınırları dahilinde herhangi bir lezyon tarif edilmediğinden, yüzde sabit iz tayinine mahal olmadığı,

c-Duyularından veya organlarından birinin işlevinin sürekli zayıflamasına ya da yitirilmesine neden olmadığı kanaatini bildirir rapordur.

ÖRNEK 2:

(ESKİ) ....... Cumhuriyet Başsavcılığı’nın ..... tarih ve ..... sayılı yazısı ile .....’nun darp nedeniyle hayati tehlike geçirip geçirmediği, kaç gün iş ve güçten kalacak şekilde yaralandığı dair kesin raporu istenmektedir.

(YENİ) Şahsın maruz kaldığı yaralanmanın; Kişinin yaşamını tehlikeye sokup sokmadığı, basit bir tıbbi müdahaleyle giderilebilecek nitelikte olup olmadığı sorulmaktadır.

Şahıs hakkında düzenlenmiş,

a) .....

b) .....

c) ..... incelenmesinde;

..... saptandığı anlaşıldığına,

Kafada kırık ya da kafa içi travmatik değişim, büyük damar- iç organ lezyonu tarif ve tespit edilmediğine göre,

SONUÇ: (ESKİ)

Şahsın travmaya bağlı arızasının;

a) Şahsın hayatını tehlikeye maruz kılmadığı,

b) 5(beş) gün mutad iştigaline engel teşkil eder nitelikte olduğu kanaatini bildirir rapordur.

SONUÇ: (YENİ)

Şahısta travmaya bağlı oluşan yumuşak doku lezyonlarının;

a-Kişinin yaşamını tehlikeye sokmadığı

b-Basit bir tıbbi müdahale ile giderilebilecek nitelikte olduğu kanaatini bildirir rapordur.

ÖRNEK 3:

(ESKİ)....... Cumhuriyet Başsavcılığı’nın .... tarih ve .... sayılı yazısı ile ...’ ın geçirdiği trafik kazası sonucunda; hayati tehlike geçirip geçirmediği, kaç gün iş ve gücünden kaldığı ile ilgili kesin raporu istenmektedir.

(YENİ)….. şahsın sağlığını ya da algılama yeteneğini bozup bozmadığı, yaşamını tehlikeye sokup sokmadığı, basit bir tıbbi müdahale ile giderilebilecek nitelikte olup olmadığı sorulmaktadır.

..............göre;

SONUÇ: (ESKİ)

Şahısta tarif edilen sağ tibia ve fibula açık kırığı, sol ön kolda radius ve ulna kırığı, sol el 2. metakarp kırığı, sol radyal arter, sol el fleksör carpi radyalis ve fleksör pollicis longus tendon ve median sinir kesisine neden olan olan travmanın;

a- Şahsın hayatını tehlikeye maruz KILDIĞI,

b- 60 (altmış) gün mutad iştigaline engel teşkil eder nitelikte olduğu kanaatini bildirir rapordur.

SONUÇ: (YENİ)

Şahısta tarif edilen sağ tibia ve fibula açık kırığı, sol ön kolda radius ve ulna kırığı, sol el 2.metakarp kırığı, sol radyal arter, sol el fleksör carpi radyalis ve fleksör pollicis longus tendon ve median sinir kesisine neden olan travmanın;

a- Şahsın yaşamını tehlikeye soktuğu,

b- Vücuttaki kemik kırıklarının hayat fonksiyonlarına etkisi Hafif(1), Orta(2-3) ve Ağır(4-5-6) olarak sınıflandırıldığında ve birden fazla kırık olması nedeni ile skorlama yapılarak; şahısta saptanan kırıkların müştereken; hayat fonksiyonlarını AĞIR(6) derecede etkileyecek nitelikte olduğu kanaatini bildirir rapordur.

ÖRNEK 4:

SONUÇ: (ESKİ)

......’ın 14.07.2004 tarihinde meydana gelen traktörden düşmeye bağlı iki tekerlek arasına sıkışması sonucu sol klavikula cisim kırığı, ve sağ humerus orta kısım cisminde deplase kırık hattına neden olan travmanın;

a- Hayatını tehlikeye maruz kılmadığı,

b- 45 (kırkbeş) gün mutad iştigaline engel teşkil eder nitelikte olduğu,

SONUÇ: (YENİ)

.....’ın 14.07.2004 tarihinde meydana gelen traktörden düşmeye bağlı iki tekerlek arasına sıkışması sonucu sol klavikula cisim kırığı, ve sağ humerus orta kısım cisminde deplase kırığa neden olan yaralanmasının;

a- Kişinin yaşamını tehlikeye sokmadığı

b- Basit bir tıbbi müdahaleyle giderilemeyecek nitelikte olduğu,

c- Vücuttaki kemik kırıklarının hayat fonksiyonlarına etkisi Hafif(1), Orta(2-3) ve Ağır(4-5-6) olarak sınıflandırıldığında ve birden fazla kırık olması nedeni ile skorlama yapılarak; şahısta saptanan kırıkların müştereken; hayat fonksiyonlarını AĞIR(4) derecede etkileyecek nitelikte olduğu kanaatini bildirir rapordur.

ÖRNEK 5:

SONUÇ: (ESKİ)

Şahısta sol humerus cisim kırığına neden olan travmanın;

a- Hayatını tehlikeye maruz kılmadığı,

b- 25 (yirmibeş) gün mutad iştigaline engel teşkil eder nitelikte olduğunu bildirir rapordur.

SONUÇ: (YENİ)

Sol humerus cisim kırığına neden olan yaralanmasının;

a- Kişinin yaşamını tehlikeye sokmadığı

b- Basit bir tıbbi müdahaleyle giderilemeyecek nitelikte olduğu,

c- Vücuttaki kemik kırıklarının hayat fonksiyonlarına etkisi Hafif(1), Orta(2-3) ve Ağır(4-5-6) olarak sınıflandırıldığında; şahısta saptanan kırığın, hayat fonksiyonlarını ORTA(3) derecede etkileyecek nitelikte olduğunu bildirir rapordur.

YARGITAY İÇTİHATLARI IŞIĞINDA MUHTEMEL KAST ve BİLİNÇLİ TAKSİR

YARGITAY İÇTİHATLARI IŞIĞINDA MUHTEMEL KAST ve BİLİNÇLİ TAKSİR

Bir haksızlık oluşturan suç olgusu bir hukuki değerin ihlalini ifade eder. Bir haksızlık şekli olarak suçun unsurlarını şu şekilde sıralamak mümkündür :

a- Suçun maddi unsurları

aa- Fiil

bb- Netice

cc- Nedensellik bağı

dd- Fail

ee- Konu

ff- Mağdur

b- Suçun manevi unsurları

aa- Kast

bb- Taksir

cc- Netice sebebiyle ağırlaşmış suç (kast-taksir kombinasyonu)

dd- Amaç veya saik

c- Suçun hukuka aykırılık unsuru

Konumuzun özünü teşkil eden muhtemel kast ve bilinçli taksir ise yukarıda suçun manevi unsurları arasında saydığımız kast ve taksirin özel görünümleridir. Bu nedenle de muhtemel kast ve bilinçli taksir ile ilgili açıklamalarımıza geçmeden önce kast ve taksir kavramlarına kısaca değinmek yerinde olacaktır.

Haksızlığın bir şekli olarak karşımıza çıkan kast, yeni Ceza Kanunumuzun tanımına göre suçun kanuni tanımındaki unsurların bilerek ve isteyerek gerçekleştirilmesidir. Başka bir deyişle kast, suçun kanuni tanımındaki maddi unsurların somut olayda gerçekleşmekte olduğunun, somut olayda bir hukuka uygunluk sebebinin maddi şartlarının gerçekleştiğinin suçun işlenişi sırasında bilinmesi şeklinde tanımlanabilir. Yeni Ceza Kanununda kast eskisinden farklı olarak kusurluluğun bir türü olarak kabul edilmemiştir. Başka bir ifade ile bilme şeklindeki irade kusurluluk bağlamında aranan “kişinin davranışlarını hukukun icaplarına göre yönlendirme yeteneği”nin varlığını gerektirmez. 1 Kast doğrudan ve muhtemel kast olarak iki başlık altında incelenebilir. Bunlardan doğrudan kast kanunda kast olarak tanımlanan kavramı ifade etmektedir. Başka bir deyişle doğrudan kast fail tarafından suçun kanuni tanımındaki unsurların gerçekleşmekte olduğunun muhakkak olarak bilinmesi ve ortaya çıkacak neticenin istenmesi anlamına gelmektedir. Kanunda suç olarak tanımlanmış olan belli bir eylemin işlenmesinin kararlaştırılmış ve bu eylemin günlük hayat tecrübelerimize göre mutlak suretle sebebiyet verebileceği neticelerin öngörülmüş olması halinde, fail doğrudan kastla hareket etmiştir. 2 Belli bir neticenin gerçekleştirilmesi amacıyla hareket edilmekle birlikte eylemin kimi doğal sonuçları da mevcut ise ve bunların gerçekleşeceği kesin ise, bu neticeler açısından da doğrudan kastın varlığı kabul edilir. Muhtemel kast kavramına ise aşağıda ayrı bir başlık altında değinilecektir.

Haksızlığın başka bir şekli olarak karşımıza çıkan taksir kavramı ise yeni T.C.K 22/1. maddesinde “dikkat ve özen yükümlülüğüne aykırılık dolayısıyla, bir davranışın suçun kanuni tanımında belirtilen neticesi öngörülmeyerek gerçekleştirilmesi” olarak tanımlanmıştır. Kural olarak kasten işlenmeyen fiillerden dolayı cezai sorumluluk söz konusu olmamakla birlikte kanun, dikkat ve özen yükümlülüğüne aykırı kimi davranışların cezalandırılmasını öngörmüştür. Burada bazı durumlarda kişilerin ayrıca özenli ve dikkatli davranma konusunda teşvik edilmesi amaçlanmaktadır. Taksir ile işlenen fiillerin suç olarak kabul edilmesi ve cezalandırılması ancak kanunun açıkça öngördüğü hallerde mümkündür. Başka bir deyişle kanun kimi zaman kişileri daha dikkatli ve özenli davranma yükümlülüğü altına sokmuştur ki bunun aksi durumda suç işlenmiş olacaktır. Kasten, icrai veya ihmali şekilde işlenebilen suçlardan farklı olarak taksirle işlenen suçlar açısından “öngörme” şartı aranmamaktadır. Nitekim taksirli suçlarda ne hareket, ne de netice konusunda bir irade söz konusu değildir. Taksirli suçlarda fail, kendi yetenekleri, algılama gücü, tecrübeleri, bilgi düzeyi ve içinde bulunduğu koşullar altında, objektif olarak varolan dikkat ve özen yükümlülüğünü öngörebilecek ve yerine getirebilecek durumda olmalıdır. Bütün bu yeteneklere sahip olmasına rağmen bu yükümlülüğe aykırı davranan kişi, suç tanımında belirlenen neticenin gerçekleşmesine neden olması durumunda, taksirli suçtan dolayı kusurlu sayılarak sorumlu tutulacaktır. 3

Taksirle işlenen suçlar bakımından eski kanun uygulamasında yararlanılan ve kusur oranının matematiksel olarak ifade edildiği yöntem yeni Ceza Kanunu ile artık terk edilmiştir. Buna göre taksirli suçlardan dolayı kusur oranının takdiri tamamıyla hakime bırakılmıştır. Uygulamada hakimin bilirkişiler tarafından belirlenen kusur oranını esas alarak ceza tayan etmesi artık söz konusu olamayacaktır. Bilirkişiler tarafından somut olayda dikkat ve özen yükümlülüğünün ihlalinin söz konusu olup olmadığı hususunun tespitinden öteye gidilmesi söz konusu olmayacaktır. Taksirli suçların özel bir görünümünü teşkil eden bilinçli taksir kavramına aşağıda ayrıca değinilecektir.

İnceleme konumuzun daha iyi anlaşılabilmesi ve kavramların suç teorisi içerisindeki yerinin belirtilmesi açısından gerekli kısa açıklamalarımızın ardından aşağıda muhtemel kast ve bilinçli taksir konuları üzerinde daha ayrıntılı olarak durulacak ve Yargıtay tarafından yeni Ceza Kanunun yürürlüğe girmesinden önceki tarihlerde verilmiş kimi kararların yeni kanunun düzenlemesi karşısında ne oranda kaynak fonksiyonunu devam ettirdiği tartışılacaktır.

1- MUHTEMEL KAST

A- TANIMI

Yeni Ceza Kanunu ile kast konusunda iki aşamalı bir sistem benimsenmiş ve haksızlığın derecelendirilmesinde doğrudan kasttan farklı olarak bir de muhtemel kast tanımı yapılmıştır. 21/2. maddedeki tanımıyla muhtemel kast, kişinin suçun kanuni tanımındaki unsurların gerçekleşebileceğini öngörmesine rağmen, fiili işlemesi halidir. Fail tarafından gerçekleştirilmek istenen neticelerin yanı sıra gerçekleşmesi muhtemel başka bir takım neticelerin de fail tarafından istenmemekle birlikte gerçekleşmesine bir anlamda göz yumulması durumu söz konusu olmaktadır. Başka bir ifadeyle muhtemel kast halinde fail, amaçladığı netice dışında olmakla birlikte, kanuni suç tanımında yer alan unsurların meydana geleceğini öngörmesine rağmen hareket etmekte veya bunların gerçekleşmesini engelleme yolunda bir çaba sarf etmemektedir. Muhtemel kast yalnızca netice konusuyla sınırlı değildir. Suçun diğer unsurları açısından da muhtemel kastla hareket edilmesi söz konusu olabilecektir. Kanun koyucu yeni kanun ile kabul edilen ve mevzuatımıza giren bu kavramın açıklığa kavuşturulması açısından kanun gerekçesinde kimi örnek olaylara yer vermiştir :

“Yolda seyreden bir otobüs sürücüsü, trafik lambasının kendisine kırmızı yanmasına rağmen, kavşakta durmadan geçmek ister; ancak kendilerine yeşil ışık yanan, kavşaktan geçmekte olan yayalara çarpar ve bunlardan bir veya birkaçının ölümüne veya yaralanmasına neden olur. Trafik lambası kendisine kırmızı yanan sürücü, yaya geçidinden her an birilerinin geçtiğini görmüş; fakat, buna rağmen kavşakta durmamış ve yoluna devam etmiştir. Bu durumda otobüs sürücüsü, meydana gelen ölüm veya yaralama neticelerinin gerçekleşebileceğini öngörerek, bunları kabullenmiştir.”

“Düğün evinde törene katılanların tabancaları ile odanın tavanına doğru ardı ardına ateş ettikleri sırada, bir kişinin aldığı alkolün de etkisi ile elinin seyrini kaybetmesi sonucu, yere paralel olarak yaptığı atışlardan bir tanesinden çıkan kurşun, törene takılanlardan birinin alnına isabet ederek ölümüne neden olur. Bu örnek olayda kişi yaptığı atışlardan çıkan kurşunların orada bulunan her hangi birine isabet edebileceğini öngörmüş; fakat, buna rağmen silahıyla atışa devam etmiştir. Burada da fail silahıyla ateş ederken ortaya çıkan yaralama veya ölüm neticelerini kabullenmiştir.”4

Kasten işlenebilen suçlar kural olarak hem doğrudan hem de muhtemel kast ile işlenebilmektedir. Ancak kanun “bilerek”, “bilmesine rağmen”, “bildiği halde” gibi ifadelere suç tanımında yer veriyorsa, böyle durumlarda artık söze konu suçun ancak doğrudan kast ile işlenebileceğine vurgu yapıldığının kabulü gerekir. Örneğin iftira suçu ancak doğrudan kast ile işlenebilecek bir suçtur.

Yapılan hareketin fail tarafından amacın dışında kalmakla birlikte muhtemel görülen neticelerin gerçekleşmemesi halinde teşebbüs hükümlerinin uygulanıp uygulanamayacağı tartışmalı bir konudur. Bir görüşe göre muhtemel kast netice ile belirlenir ve eğer netice gerçekleşmemişse burada muhtemel kasttan söz edilemez.5 Buna karşılık Alman doktrininden esinlenen diğer bir görüşe göre ise, muhtemel kastla işlenen suçlar bakımından da teşebbüs hükümleri uygulanabilir. Nitekim teşebbüs konusunda doğrudan-muhtemel kast ayrımı yapılmamıştır.6 Muhtemel kastın varlığının tartışıldığı bir olayla ilgili olarak kanımca teşebbüs hükümlerinin uygulanamaması gerekir. Kanunda teşebbüs ile ilgili maddede bir ayrım yapılmamakla birlikte anlatılmak istenen doğrudan kasttır. Muhtemel kast halinde fail tarafından aslen amaçlanandan başka bir takım neticeler de öngörülmekte; ancak istenmemektedir. Fail tarafından gerçekleşmesi istenmeyen bu neticeler meydana gelmemişken failin teşebbüs hükümlerine göre sorumluluğuna gidilmesi ceza sorumluluğunun kapsamını amaçlanandan çok daha geniş bir hale getirecektir.

B- YARGITAY İÇTİHATLARININ DURUMU

Bu kısımda Yargıtay tarafından yeni Ceza Kanunumuzun yürürlüğünden önce verilmiş bazı kararların emsal teşkil etme fonksiyonunun yeni kanun ile mevzuatımıza giren muhtemel kast kavramı da dikkate alındığında ne derece söz konusu olabileceği incelenecektir.

“Sanığa ait evin cephesi hizasında 50’lik PTT telefon kablosu geçmektedir. Sanık, 25.4.1983 tarihli dilekçesiyle PTT Midyat Müdürlüğü’ne başvurarak, “Evini yıkacağı gerekçesi ile telefon hattının kaldırılması”nı istemiş. Bir gün sonra yıkıma başlamış ve bu yıkım sırasında telefon kablosu kopmuş. Haberleşme aksadığı gibi, 5.340 liralık zarar meydana gelmiştir...

...Belirli olmayan kast ancak netice ile belirlenir. Bu gibi halleri kesinlik öngörmesinden çıkarıp, ihtimal veya imkan öngörmesine sokmak yerinde bir davranış olmaz. Mesela; bir uçurumdan kaya parçasını kalabalığın üzerine fırlatan kimse, bu hareketin birkaç kişinin öleceğini veya yaralanabileceğini kesin olarak öngörmüştür, fakat belirli bir kişinin ölmesine veya yaralanmasına yönelmiş olup da maksadını oluşturan iradenin dışında kalan zorunlu neticeler ancak gerçekleştikleri takdirde ve ölçüde faile yüklenir; bu nedenle fail asıl hedef tuttuğu kimseye bir zarar vermemişse, kastının konusuna göre, onu öldürmeye veya yaralamaya tam teşebbüs etmiş sayılır. Buna karşılık maksadın dışında kalan zorunlu neticelerden hiçbiri gerçekleşmemiş, mesela kaya parçası boşa gitmiş yada sadece hedef tutulan kişiye isabet etmiş ise, zorunlu neticeler bakımından belirli olmayan kasta ilişkin kurallar uygulanamayacağından, fail gerçekleşmiş olmayan bu zorunlu neticelerden sorumlu tutulamaz. Nihayet zorunlu neticeler gerçekleşmiş ise, gerçekleştikleri ölçüde fail bunları kasten meydane getirmiş sayılır, yani hedeften başka kimseler yaralanmışsa, fail kasten müessir fiilden, ölmüşlerse kasten adam öldürmeden dolayı cezalandırılır.7

Yukarıdaki kararda eski kanunda yer almamakla birlikte kastın genel tanımı içerisinde muhtemel kast tanımı yapılmıştır. Hatta örneklerle muhtemel kast açıklanmıştır. Bu karar, tanımda muhtemel kast ifadesinin kullanılmasıyla günümüzde, yeni kanunla getirilen düzenleme karşısında da emsal olma niteliğini haizdir. Ayrıca karar tamamıyla ele alındığında doğrudan ve muhtemel kast konusunda öğretiden de faydalanarak geniş bir açıklama getirdiğinden büyük öneme sahiptir.

“... Babasından kalma evde, eniştesi olan Bülent ve ailesiyle birlikte ikamet eden sanık İbrahim ile Bülent arasında, evin iki aileye yetmemesi nedeniyle tartışmalar çıktığı, sanık İbrahim’in bu tartışmaların etkisiyle birlikte oturulan evi yakmaya karar verdiği, bu amacını gerçekleştirmek için evin yukarısındaki orman alanına giderek kurumuş otları tutuşturduğu, ancak ateşin eve doğru değil, ormana doğru ilerlediği, sonuçta İzmir L-20-94 pafta nolu memleket haritasında orman içinde kaldığı saptanan ve amenajman planında da 143 nolu bölmede bozuk meşe bataklığı olduğu belirlenen 875 metrekarelik alanın yandığı, yanan alanın eve en yakın noktadan olan uzaklığı 15 metre olduğu, iki nokta arasında çalı çırpı bulunmaması ve zeminin engebeli olması nedeniyle, eve en yakın noktada yangın çıkması halinde dahi evin yanma olasılığının bulunmadığı saptanmıştır.

Sanık her ne kadar amacının ormanı yakmak olmadığını savunmuş ise de toplanan kanıtlardan yangının başlatıldığı alanın orman arazisi olduğu, evin yanması halinde dahi bir kısım orman arazisinin yangının başlangıç noktası itibariyle yanmasının kaçınılmaz olduğu, ormanın yanacağını öngörmesine rağmen, hareketinden vazgeçmeyerek iradi olarak yangını başlatan sanığın hareketinin olası sonuçlarının da gerçekleşmesini istediğini kabulde zorunluluk bulunduğu maksat dışında kalsa bile, amaca zorunluluk veya ihtimal bağı ile bağlı olan sonuçlar bakımından failin (belirli olmayan kast) kurallar çerçevesinde meydana gelen orman yangınından kasten sorumlu olduğu anlaşılmaktadır.

... Fail hareketinden doğacak sonuçları bilerek ve isteyerek hareket etmişse kast gerçekleşmiştir. Buna karşılık, fail belli bir sonucu gerçekleştirmek üzere hareket ederken, bunun yanında başka sonuçların meydana gelmesini de göze almış ve bu sonuçlar da gerçekleşmişse, failin bu sonuçlar açısından da kasten hareket ettiği kabul olunur. Çünkü fail, asıl kast ettiğinden başka, hareketinden doğacak diğer sonuçları tahmin ettiği veya büyük olasılıkla öngördüğü halde hareketine devam etmiştir. Dolaylı kast olarak adlandırılan bu kast türüne, belirli olmayan kast, gayrı muayyen kast, olursa olsun kastı veya dolus eventualis de denmektedir.”8

Bu karar da muhtemel kastın kabul edildiği ve konunun öğretideki bilgilerinde ışığında genişçe değerlendirildiği emsal bir karar niteliğindedir.

“ Henüz çocuk yaşta bulunan sanık her nasılsa ele geçirdiği tabancayı olaydan önce birkaç kez tecrübe etmiş ve her defasında tabancanın patlamadığını bizzat görüp tespit etmiş ve bu tecrübesine dayanarak olay günü de “nasıl olsa patlamıyor” düşüncesiyle ve şaka yapmak arzu ve gayesiyle maktüle tevcih edip tetiğe basmış, bu kez ateşlenen tabancadan çıkan tek kurşun maktüle isabetle ölümüne sebebiyet vermiştir. Bu nedenle, sanığın fiilini “dikkatsizlik ve tedbirsizlik sonucu adam öldürmek” olarak tavsif eden özel daire bozma kararı yerindedir. “9

Yukarıda Yargıtay Ceza Genel Kurulu’nun kararı kanımca yerinde değildir. Tabanca olaydan önce denenmiş ve patlamamıştır; ancak bu konuda başkaca herhangi bir araştırma yapılmamıştır. Örneğin silahın dolu olup olmadığı araştırılmamıştır. Tabanca doğal olarak tehlike taşıyan bir alet olmakla şaka yollu da olsa tetiğe basılmadan önce dolu olup olmadığının kontrolü gerekmektedir. Böyle bir kontrol yapılmadan meydana gelecek neticenin öngörülmesine rağmen hareket edildiğinin kabulü daha uygun olacaktır. Eski Ceza Kanununda yer almayan muhtemel kast bu olayda gerçekleşmiş bulunmaktadır. Karara muhalif üyelerin de gerekçede belirttiği üzere burada kasten adam öldürme suçunun cezasının muhtemel kast göz önüne alınması sonucu indirilerek verilmesi uygun olacaktır.

“Trafik olay tespit tutanağında sanığın kendisine kırmızı ışık yanmasına rağmen durmayarak yola devamı sonucu kendisine yeşil ışık yandığı için yola giren ölenin aracına çarptığının belirtilmesine; çarpılan otoda bulunan tanık B’nin bu oluşu doğrulaması yanında, diğer tanıklarca da olay yerinde olduğu söylenen minibüs sürücü tanık A’nın anlatımının da bu yolda olmasına göre; trafik tespit tutanağını düzenleyenler tanık olarak dinlenip oluşun nasıl saptandığı sorulduktan sonra, başkaca tespit verileri gösterildiğinde bunların da toplanması ve tüm deliller otobüste bulunan ve aksi beyanı tutanaklara geçirilmiş olan tanıkların anlatımları ile birlikte irdelenmesi, oluşun taktir ve kabulünün hakime ait olduğu gözetilerek; mevcut deliller muvacehesinde oluşun ne yolda kabul edildiğinin gerekçeleriyle belirtilmesi ve kabul edilen duruma göre kusur oranı sorulup, sanığın hukuki durumunun takdir ve tayini gerekirken; noksan inceleme ile ve oluş mahkemece belirlenmeden, raporda gösterilen ve bilirkişiye ait olmayan değerlendirmeye istinaden (tedbirsizlik ve dikkatsizlik neticesi ölüme sebebiyet vermekten) hüküm kurulması doğru değildir.10

Yargıtay 2. Ceza Dairesi’nin yukarıdaki kararı yeni kanun bakımından incelendiğinde sonucun doğru olduğunun kabullü gerekir; ancak gerekçeye katılmak mümkün değildir. Çünkü yeni kanunun düzenlemesiyle özellikle trafik kazalarında sıklıkla rastlandığı gibi bilirkişiler tarafından belirlenen matematiksel ifadeli kusur oranlarına itibar edilmesi şeklindeki uygulama artık mümkün değildir. Kanun taktiri hakime bırakmaktadır. Bu nedenle hakim ancak mevcut delillerle kanaati oluşmadığı durumlarda bilirkişiden yardım alacaktır. Dolayısıyla Dairenin gerekçesi yerinde değildir. Kararda tartışılan olayda muhtemel kastın varlığının kabulü yerinde olacaktır. Kanunda muhtemel kast tanımında yer alan unsurlar karara konu olayda gerçekleşmiştir.

“Sanık öldürücü nitelikte bir silah olan tabancasını insanların bulunduğu salon ve odaya doğru ufki vaziyette tutarak iki el ateş etmiş olmasına göre, orada bulunanlardan birini vurulup ölebileceği bilinci içindedir. Sanık kalabalığa ateş ederek bir kişiyi öldürmüş olmasına göre adam öldürmek kastıyla ateş etmiş ve fakat özel olarak ölmüş olanı öldürmek istememiştir. Burada adam öldürmek istemiş olması, kastın varlığı ve suçun subutu için yeterlidir.

TCK’nun 448. maddesinde yalnızca kasıttan bahsedilmiştir. 448. maddede muayyen bir şahsın öldürülmesi şeklinde bir koşul mevcut değildir. Belirli olmayan kasıtla da suç oluşabilir. Örneğin; bir panik yaratmak için kalabalığın üstüne bomba atmak gibi. Sanık gerek belirli ve gerekse belirsiz şekilde ve fakat sonucu istemiş ise onda adam öldürmek kastı da var demektir. Fail kalabalığa ateş ederek bir kişiyi öldürmüştür, burada failin maksadı adam öldürmektir.”11

Yukarıdaki kararda aslen anlatılmak istenen doğrudan kast değil, muhtemel kast ile suçun işlendiğidir. Uygulamada mevcut olmayan bu gibi durumlarda kastın varlığı Yargıtay tarafından da kabul edilmekle birlikte muhtemel kast ve bu durumda indirim uygulaması kanunda yer almadığından doğrudan kast ile işlenmiş gibi ceza tayini yolu izlenmektedir.

“Sarığın çiçeklerini korumak amacıyla olsa dahi bahçesindeki tellere bilerek ve sonuçlarını görüp isteyerek elektrik akımı bağlamış bulunduğu, üç yaşındaki mağdurun tele dokunması sonucu akıma kapılarak yaralandığı anlaşılmakta olmasına göre; eylemin müessir eylem niteliğinde bulunduğu dikkate alınmadan ve eylemin ne suretle tedbirsizlik

ve dikkatsizlik teşkil ettiği açıklanmadan yazılı şekilde hüküm tesisi bozmayı gerektirmiştir.”12

Kararda 2. Daire birine zarar vermek amacıyla yapılmamış dahi olsa bahçe tellerine elektrik bağlanması fiilinde bu şekilde bir neticenin muhtemel görülmesi nedeniyle tedbirsizlik ve dikkatsizlik ile değil kast ile işlenen bir suç bulunduğunu belirtmektedir. Eski kanunumuzda muhtemel kast tanımlanmamakla birlikte burada muhtemel kast söz konusudur. Durumun tedbirsizlik ve dikkatsizlik olarak nitelenmeyişi kanımca da isabetli olmuştur.

“Taraflar arasında öldürmeyi gerektirecek bir husumet bulunmaması, darbe adedinin tek oluşu, sanığın kavga sırasında bıçağını rastgele sallarken hedef seçme imkanının bulunduğunun kesinlikle saptanamaması ... kasten adam öldürme değildir.”13

Kararda sanık tarafından kavga sırasında bıçağını rastgele salladığı sırada ölüme sebebiyet verdiği belirtilmekle birlikte kasten adam öldürmenin söz konusu olmadığı kabul edilmiştir; ki bu da Yargıtay’ın başka bir çok kararında izlediği yoldan ayrıldığı ve hatalı olduğunun kabulünü zorunlu kılar. Nitekim kavga sırasında belli bir şahsı öldürme kastı bulunmasa dahi bıçağın rastgele sallanmasıyla gerçekleşmesi muhtemel ölüm neticesi açısından da muhtemel kastın varlığının kabulü uygundur.

2- BİLİNÇLİ TAKSİR

A- TANIMI

Bilinçli taksir kavramı eski Ceza Kanunumuzda tanımlanmamış iken 1997, 2001 ve 2003 Ceza Kanunu tasarılarında düzenlenmiştir. Yürürlüğe giren Ceza Kanununda da 22/3. maddede bilinçli taksir tanımı yer almaktadır. Buna göre bilinçli taksir, kişinin öngördüğü neticeyi istememesine karşın, neticenin meydana gelmesi halini ifade eder. Bilinçli taksirde kastta bulunması gerekli olan unsurlardan irade unsuru bulunmamaktadır ve bu yönden iki kavram farklılık arz etmektedir. Bilinçli taksir de taksir başlığı altında düzenlendiğinden burada da taksir hükümleri uygulanacak; ancak cezanın alt ve üst sınır arasında tayininde taksirin bilinçli taksir içerisinde değerlendirilmiş olması da dikkate alınacak ve cezada artırım yapılacaktır. Bilinçli taksiri basit taksirden ayıran özellik fiilin neticesinin öngörülmüş olmasına rağmen istenmemiş olmasıdır. Neticenin öngörülmüş olmasından anlaşılan, neticenin fail tarafından, hareketin yapıldığı zaman ve bu zamanki şartlara göre tahmin edilebilmesidir. Öngörmeyi taktir ederken, failin yaşı, bedeni ve ruhi yapısı, okuma derecesi gibi etkenler göz önünde tutulur. Eğer netice öngörülemiyorsa, öngörebilme imkansızlığı varsa, failin taksirli hareketinden bahsedilemez. Bu açıklamalardan hareketle bilinçli taksir, suç teşkil eden belli bir eylemin gerçekleşmesi olası sayılmakla beraber; fail neticenin gerçekleşmeyeceğine yükümlülüklerine aykırı bir şekilde güven beslediğinde söz konusu olacaktır.14

Özellikle trafik kazalarından ve iş kazalarından söz edildiğinde sıklıkla karşımıza çıkan bir durum olan taksir, yeni kanunun düzenlemesi karşısında bilinçli taksir ile birlikte değerlendirilecek ve uygulayıcılar açısından suçun kasten mi yoksa taksirle mi işlendiğinin belirlenmesi konusunda çektikleri sıkıntılar giderilecek; bir yandan da neticenin istenmediği ancak bir anlamda seyrine bırakıldığı yukarıda değinilen durumlarda taksir hükümleri ile yetersiz cezalandırılan kişiler açısından caydırıcılık sağlanacaktır.

B- YARGITAY KARARLARININ DURUMU

Yargıtay tarafından verilmiş, bilinçli taksir konusuna değinilen bir karara rastlanamamıştır. Yukarıda muhtemel kast konusuyla ilgili olarak verilen örnek kararlardan da anlaşılacağı üzere Yargıtay kararlarında suçun işlenişi ile ilgili tartışmalar muhtemel kast ve bilinçli taksirin eski kanunumuzda yer almamasından dolayı kast- taksir arasında olmaktadır. Bilinçli taksirin veya muhtemel kastın söz konusu olabileceği durumlarda Yargıtay doğrudan taksir hükümleriyle çözüme gitmiştir. Muhtemel kast konusunu gayrı muayyen kast adı altında zikretmekle birilikte buna oldukça yakın bilinçli taksirle ilgili değerlendirmede bulunmamıştır.

Sonuç olarak mevzuatımıza ilk kez girin kavramlar olan muhtemel kast ve özellikle bilinçli taksirle ilgili değerlendirme kanunun düzenlemesine göre tamamen hakimin taktirine bırakılmıştır. Birbirine oldukça yakın kavramlar olan muhtemel kast ve bilinçli taksir kavramları mahkemelerin somut olaylarda yapacakları değerlendirmeler ile daha net bir şekilde görülecektir. Özellikle bilinçli taksir kavramı eğer değerlendirme sağlıklı yapılabilirse bir çok olayda taksir hükümlerinden yararlanan sanıklar açısından caydırıcı olabilecektir.



1 Özgenç, İzzet, Yeni TCK’nun Hazırlanmasında Esas Alınan Suç Teorisi, http://www.ceza-bb.adalet.gov.tr/makale.doc

2 Öztürk, Bahri, Ceza Hukuku ve Emniyet Tedbirleri Hukuku, 3. Bası, Ankara, 1994, s. 207; Dönmezer, Sulhi, Erman, Sahir, Nazari ve Tatbiki Ceza Hukuku, 10. Bası, İstanbul, 1994, c.2, no.930; İçel, Kayıhan, Özgenç, İzzet, Sözüer, Adem, Mahmutoğlu, S. Fatih, Ünver, Yener, İçel Suç Teorisi, İstanbul, 1999, 2. Kitap, s. 241

3 Çolak, Haluk, Güncel Ceza Hukuku, Bilge Yayınevi, Ankara, 2005, s. 99

4 Taşdemir, Kubilay, Özkepir, Ramazan, Yeni TCK-CMK-CGİK Tasarılar- Gerekçeler, Turhan Kİtabevi, Ankara, 2005;Aldemir, Hüsnü, Türk Ceza Kanunu ve Kabahatler Kanunu Yorumu, Ankara, 2005, s. 80

5 Dönmezer, Sulhi, Erman, Sahir, Nazari ve Tatbiki Ceza Hukuku, 10. Bası, İstanbul, 1994, c.2, no.930; Öztürk, Bahri, Ceza Hukuku ve Emniyet Tedbirleri Hukuku, 3. Bası, Ankara, 1994, s. 130-131

6 Önder, Ayhan, Ceza Hukuku Genel Hükümler, İstanbul, 1992, c. 2, s. 305

7 Yargıtay Ceza Genel Kurulu, 10.6.1985 tarih, 56/340 sayılı kararı (Savaş, Vural, Mollamahmutoğlu, Sadık, Türk Ceza Kanunun Yorumu, Ankara, 1998, s. 827-830

8 Yargıtay Ceza Genel Kurulu 09.07.2002 tarih, 3-197/288 sayılı kararı ( Kaban, Mater, Aşaner, Halim, Güven, Özcan, Yalvaç, Gürsel, Yargıtay Ceza Genel Kurulu Kararları, Ankara, 2004, s. 79-81

9 Yargıtay 2. Ceza Dairesi, 25.09.1997 tarih, 11794/12180 sayılı kararı (Özgenç, İzzet, Şahin, Cumhur, Uygulamalı Ceza Hukuku, Ankara, 2001, s.156)

10 Yargıtay Ceza Genel Kurulu, 03.06.1985 tarih, 83/330 sayılı kararı (Özgenç, İzzet, Şahin, Cumhur, Uygulamalı Ceza Hukuku, Ankara, 2001, s.155)

11 Yargıtay Ceza Genel Kurulu, 5.3.1979 tarih, 1-483/95 sayılı kararı (Özgenç, İzzet, Şahin, Cumhur, Uygulamalı Ceza Hukuku, Ankara, 2001, s.155)

12 Yargıtay 2. Ceza Dairesi, 11.10.1989 tarih, 7613/8764 sayılı kararı (İçel, Kayıhan, Özgenç, İzzet, Sözüer, Adem, Mahmutoğlu, S. Fatih, Ünver, Yener, İçel Suç Teorisi, İstanbul, 1999, 2. Kitap, s. 244)

13 Yargıtay 1. Ceza Dairesi, 20.02.1991 tarih, 253/440 sayılı kararı (İçel, Kayıhan, Ünver, Yener, Uygulamalı Ceza Hukuku, 4. Kitap, İstanbul, 2000, s.939)

14 Özgenç, İzzet, Şahin, Cumhur, Uygulamalı Ceza Hukuku, Ankara, 2001, s. 165

YENİ TÜRK CEZA KANUNUNDA HAYATA KARŞI, VÜCUT DOKUNULMAZLIĞINA KARŞI SUÇLAR,

YENİ TÜRK CEZA KANUNUNDA

HAYATA KARŞI,

VÜCUT DOKUNULMAZLIĞINA KARŞI SUÇLAR,

SİSTEMATİK

Yeni kanunumuzun özel hükümler kitabının birinci kısmı uluslar arası suçları düzenlemekte, hemen ardından ikinci kısımda kişilere karşı suçlar düzenlenmektedir. Kişilere karşı suçlar kısmı ise toplam on bölümden oluşmakta olup, kasten öldürme suçundan hırsızlık suçuna kadar bir takım suçlar burada yer almıştır. Benim ele alacağım konular ise bunlardan sadece

  1. öldürme,
  2. yaralama,
  3. insan üzerinde deney,
  4. organ ve doku ticareti,
  5. işkence ve eziyet,
  6. terk ve yardım veya bildirim yükümlülüğünün yerine getirilmemesi ile
  7. çocuk düşürtme, düşürme ve kısırlaştırma suçlarıdır.

HAYATA KARŞI SUÇLAR

Genel Olarak

Eski TCK’da adam öldürmek cürümleri başlığı altında 448’den 455 nci maddelere kadar toplam 8 maddede öldürme suçları düzenlenmişti. Yeni TCK’da ise hayata karşı suçlar başlığı altında 81’den 85 nci maddelere kadar, toplam 5 madde altında öldürme suçları düzenlenmiştir.

Burada madde sayısının azalmasının nedeni, eski kanunda iki maddede yer alan (449 ve 450) ağırlaştırıcı sebeplerin, tek maddede toplanmasının (md. 82) yanı sıra; 451 nci maddedeki “birleşik hallerde ölüme sebebiyet” haline ilişkin hükmün ve 453. maddede düzenlenmiş bulunan namus için çocuk öldürme suçunun kaldırılmış olmasıdır. Ayrıca eski 452. maddede düzenlenen kastı aşan adam öldürme suçu ise bu bölümden alınarak, yaralama suçunun yer aldığı bölümde, neticesi sebebiyle ağırlaşmış yaralama başlığı altında düzenlenmiştir (md. 87/4).

Hayata karşı suçlara ilişkin olarak eski ve yeni kanun karşılaştırıldığında dikkat çeken en temel farklar şunlardır: İlkin suçun ismi adam öldürme değil, öldürme suçudur. Ayrıca eski kanunda bir kimsenin öldürülmesinden bahsedilirken, yeni kanunumuz “bir insanın öldürülmesi” ifadesini kullanmaktadır. Failin kastına göre kasten öldürme (md. 81) veya taksirle öldürme (md. 85) suçlarından bahsetmek gerekecektir.

Suçun Temel Şekli

Basit kasten öldürme suçu 81. maddede düzenlenmiş bulunmaktadır. Kasten öldürme suçunun unsurları bakımından, eski kanun ile yeni kanun arasında herhangi bir fark bulunmamaktadır. Sadece, cezanın artırıldığı görülmektedir. Nitekim eski kanundan farklı olarak, faile verilecek ceza alt ve üst sınırlar arasında süreli hürriyeti bağlayıcı ceza olarak belirlenmemiştir. Yeni kanunumuz sabit ceza olarak müebbet hapis cezasını öngörmektedir (md.81).

Yeni kanunumuzda eski kanundan farklı olarak öldürme suçunun hafifletici nedenleri düzenlenmemiştir (eski kanunumuzda namus için çocuk öldürme suçunun (453) adam öldürme suçunun hafifletici sebebi olup olmadığı tartışmalıydı).

Nitelikli Haller

Eski kanunumuzun 449 ve 450. maddelerinde düzenlenen ağırlaştırıcı nedenler birleştirilerek yeni kanunumuzun 82. maddesinde kasten öldürme suçunun nitelikli halleri başlığı altında ağırlaştırıcı nedenler düzenlenmiştir. Bu bakımdan eski kanunla karşılaştırıldığında, eski kanunumuzdaki adam öldürme suçunun,

Þ babalık, analık, evlatlık, üvey ana, üvey baba, üvey evlat, kayınbaba, kaynana, damat ve gelinler hakkında adam öldürme suçunun işlenmesi;

Þ zehirlemek suretiyle işlenmesi;

Þ Birden fazla kimseler aleyhine işlenmesi,

dolayısıyla cezanın artırıldığı haller, yeni kanunda öngörülmemiştir. Bunun nedeni olarak, basit kasten öldürme suçunun cezasının artırılmış olması dolayısıyla, bu hallerin ağırlaştırıcı neden olarak düzenlenmesine gerek görülmemiş olduğu da düşünülebilir.

Böylece, yakın akrabaya karşı işlenen kasten öldürme suçu ancak üstsoy, altsoy, eş veya kardeşe karşı işlendiği takdirde bir ağırlaştırıcı neden olacaktır (md. 82/1-d). Kasten öldürme suçunun zehirlemek suretiyle işlenmesi halinde basit kasten öldürme suçu (md.81) uygulanacak, birden fazla kimselerin öldürülmesi durumunda ise gerçek içtima kuralları uygulanarak her mağdur için ayrı ayrı 81. madde gereğince ceza tayini yoluna gidilecektir. Bu son durumda, faile uygulanacak olan ceza gerçek içtima kuralları dolayısıyla daha ağır olacaktır.

Buna karşılık eski kanunumuzdaki, adam öldürme suçunun,

Þ TBMM üyelerinden biri aleyhine veya üyelik sıfatı sona ermiş olsa bile bu görevinden dolayı işlenmiş olması,

Þ Velevki husule gelmiş olmasın diğer bir suçu hazırlamak veya kolaylaştırmak veya işlemek için ika olunması,

Þ Bir suçtan hasıl olacak faydayı elde etmek veya bu gayeye vasıl olmak maksadıyla yapılan ihzaratı saklamak için veya takip edilen gayeye vasıl olamamaktan mütevellit infial ile işlenmiş olunması,

Þ Bir suçu gizlemek veya delil ve emarelerini ortadan kaldırmak veya kendisinin yahut başkasının cezadan kurtulmasını temin maksadıyla vukua getirilmesi,

Þ Devlet memurlarından biri aleyhine görevi esnasında veya devlet memurluğu sıfatı zail olsa bile bu görevi yapmasından dolayı

halleri, yeni kanunda daha farklı düzenlenmiştir. TBMM üyeleri ve memurlar bakımından 82/1-g maddesinde “kişinin yerine getirdiği kamu görevi nedeniyle” öldürülmesi hükmü konulmak suretiyle, eski kanunumuza göre ileri bir adım atılmış bulunmaktadır. Bu suretle, soyut olarak milletvekili veya memurun öldürülmesi yeterli olmayacak, ancak bu kimselerin görevleri dolayısıyla öldürülmesi cezanın ağırlaştırılmasını gerektirecektir. Nitekim madde gerekçesinde bu husus şöyle ifade edilmektedir: “Suçun salt kamu görevlisine karşı işlenmesi yeterli değildir; mağdurun, görevinin gereklerine uygun davranılması dolayısıyla öldürülmesi gerekir. Hatta, kamu görevliliği sıfatı sona ermiş olsa bile, kişinin kamu görevinin gereklerine uygun davranması dolayısıyla öldürülmesi hâlinde de bu nitelikli unsur oluşacaktır”.

Eski kanunumuzun 450/7,8 ve 9. bentlerinde sayılan hususlardan ise sadece “bir suçu gizlemek, delillerini ortadan kaldırmak veya işlenmesini kolaylaştırmak amacıyla” kasten öldürme suçunun işlenmesi bir ağırlaştırıcı neden olarak kanunda yer almıştır (md. 82/1-h). Esasen yeni kanunun bu hükmü somut olayda yerine göre eski kanundaki “bir suçtan hasıl olacak faydayı elde etmek; bu gayeye vasıl olmak maksadıyla yapılan ihzaratı saklamak; kendisinin yahut başkasının cezadan kurtulmasını temin” hallerini de kapsayabilecektir.

Eski kanunda mevcut olmamakla beraber, yeni kanunda getirilen nitelikli haller ise şunlardır:

1. Bombalama ya da nükleer, biyolojik veya kimyasal silah kullanmak suretiyle;

2. çocuğa ya da beden veya ruh bakımından kendisini savunamayacak durumda bulunan kişiye karşı,

3. gebe olduğu bilinen kadına karşı ve

4. töre saikiyle

kasten öldürme suçunun işlenmesi yeni ağırlaştırıcı nedenlerdir (md. 82/1-c, e, f, j).

Bu yeni ağırlaştırıcı nedenlerden 82/1-e bendinde düzenlenmiş bulunan husus, “çocuk olması veya ileri yaşı, hastalığı, malûllüğü veya ruhî veya fizik güçsüzlüğü nedeniyle kendini korumaktan âciz bir kimseye karşı fiilin işlenmesi, gerek faildeki ahlâkî kötülüğün mefruz çokluğu gerek fiilin icrasındaki kolaylık dolayısıyla, nitelikli hâl sayılmıştır” gerekçeleriyle açıklanmaktadır.

İkinci bir yeni ağırlaştırıcı neden, suçun gebe kadına karşı işlenmesidir. Buradaki önemli unsur, failin kadının gebe olduğunu bilmesidir. Bilindiği üzere, normalde hamile kadının öldürülmesi, failin ayrıca çocuğun düşmesi amacını taşımadığı hallerde, tek bir suç oluşturmaktadır. Halbuki, madde gerekçesinde de belirtildiği üzere, “suçun gebe kadına karşı işlenmesi hâlinde iki hayata son verilmektedir. Bu nedenle, belirtilen durumda faile daha ağır ceza verilmesi öngörülmüştür. Failin söz konusu nitelikli unsur dolayısıyla sorumlu tutulabilmesi için, mağdurun gebe olduğunu bilmesi gerekir; yani suçun bu nitelikli unsuru açısından failin doğrudan kastla hareket etmesi gerekir”.

Töre saikiyle adam öldürmenin işlenmesi ise, kan gütme gibi, kötü geleneklerden kaynaklanan ve faillerin genellikle koca, baba, kardeş gibi yakın erkek akrabaların; mağdurların ise kadın olduğu suçların daha ağır cezalandırılarak önlenebilmesi amacıyla kanuna eklenmiştir. Ancak bu konuda töre saikinin tespiti önem kazanmaktadır (Bu konuda bkz. Hakeri/Yıldırım/Erpolat/Zeytin, Sosyolojik ve Hukuksal Boyutlarıyla Töre ve Namus Cinayetleri Uluslar arası Sempozyumu, Diyarbakır 2003). Yeni kanunumuzun 29. maddesi gerekçesinde, töre ve namus cinayetlerinin akraba içi öldürme suçları oldukları ifade edilmektedir. Töre cinayetlerinde haksız tahrike ilişkin 29. madde hükmünün uygulanması ise olanaklıdır.

Kasten öldürme suçunun nitelikli halleriyle ilgili olarak son olarak belirtilmesi gereken husus, eski kanunumuzdan farklı olarak ağır kasten öldürme suçu için öngörülmüş olan cezanın ağırlaştırılmış müebbet hapis cezası olduğudur.

Yeni Bir Hüküm: Kasten Öldürmenin İhmali Davranışla İşlenmesi

İhmali bir davranışla bir neticenin meydana gelmesine sebebiyet veren herkesin, bu neticeden dolayı sorumlu tutulması düşünülemez. Bunun için bir ek şarta gereksinim vardır. Bu ek şart, kişinin neticeyi önlemek hususunda hukuken yükümlü olmasıdır. Neticeyi önlemek hususunda hukuken yükümlü kişiye “garantör” adını vermekteyiz. Garantörlüğün kaynağı yeni kanunumuzun 83. maddesine göre üç türlü olabilir:

1. Kanuni bir düzenleme,

2. Sözleşme ve

3. Önceden gerçekleştirilen davranışın başkalarının hayatı ile ilgili olarak tehlikeli bir durum oluşturması.

Bu üç durumu ayrıntılı olarak ele alalım ve örnekler verelim:

1. Kanuni Düzenlemelerden Kaynaklanan Garantörlükler

a. Doğal Bağlılık: Doğal bağlılık, öncelikle bir ailenin üyeleri arasında söz konusudur. Böylece ilkin aile içindeki en yakın kimseler, ilke olarak birbirlerini tehdit eden vücuda, hayata yönelik tehlikeleri önlemekle yükümlüdürler. Gerçekten de bir başkası için yardım yükümlülüğü normalde ancak acil durumlarla ilgili olarak geçerli iken (YTCK 98/2), bir ailenin üyeleri tehlikede bulunan diğer üyenin acı çekmesini veya ölmesini seyretmeleri halinde yerine göre yaralama suçundan, hatta adam öldürmeden sorumlu tutulacaktırlar. Bu kapsamda aşağıdaki durumlar garantörlük kaynağı olarak söz konusu olabilir:

aa. Ebeveyn-çocuk ilişkisi: Türk Medeni Kanunu’nun 322. maddesinde “ana, baba ve çocuk, ailenin huzur ve bütünlüğünün gerektirdiği şekilde birbirlerine yardım etmek, saygı ve anlayış göstermek ve aile onurunu gözetmekle yükümlüdürler” denilmektedir. 324. maddede ise, “ana ve babadan her biri, diğerinin çocuk ile kişisel ilişkisini zedelemekten, çocuğun eğitilmesi ve yetiştirilmesini engellemekten kaçınmakla yükümlüdürler. Kişisel ilişki sebebiyle çocuğun huzuru tehlikeye girer veya ana ve baba bu haklarını birinci fıkrada öngörülen yükümlülüklerine aykırı olarak kullanırlar veya çocuk ile ciddi olarak ilgilenmezler ya da diğer önemli sebepler varsa, kişisel ilişki kurma hakkı reddedilebilir veya kendilerinden alınabilir”. Keza aynı kanunun nafakaya ilişkin 364. maddesi de usul ve fürua birbirine yardım yükümlülüğü yüklemektedir. Bundan başka, Medeni Kanunu’muzun 185, 327, 339, 346, 368 ve 369. maddelerine dayanılarak da garantörlüğün bulunduğu kabul edilebilir.

Çocuklar da ebeveyne karşı garantördürler. Medeni Kanunumuz çocukların da ebeveyne karşı garantör olduğuna ilişkin açık hükümler içermektedir. Nitekim yukarıda da temas etmiş bulunduğumuz 322. madde yardım yükümlülüğünden bahsederken, “birbirlerine“ ifadesini kullanmak suretiyle ebeveyn ve çocuğun karşılıklı olarak bu yükümlülüğe sahip olduklarını açıkça belirtmiştir. Keza Medeni Kanun’un 364. maddesi de bu konuda gayet açıktır: “Herkes, yardım etmediği takdirde yoksulluğa düşecek olan üstsoyu ve altsoyu ile kardeşlerine nafaka vermekle yükümlüdür". Bu sonuncu hükümde kastedilen her ne kadar maddi yardım ise de, bu hükümden vücut ve yaşama yönelik garantörlük yükümlülüğünün öncelikle kabulünün mümkün olacağı kanısındayız

bb. Eşler Arasında Garantörlük: Medeni Kanunumuzun 185/III maddesi eşlerin birbirlerine karşı yükümlülüğünün hukuksal dayanağını göstermektedir:

Eşler birlikte yaşamak, birbirine sadık kalmak ve yardımcı olmak zorundadırlar”.

Keza aynı kanunun 195. maddesine göre, evlilik birliğinden doğan yükümlülüklerin yerine getirilmemesi halinde eşler hakimin müdahalesini isteyebilirler. Hakim gerektiği takdirde kanunda öngörülen önlemleri alır.

Bugün öğretide eşlerin birbirlerinin yaşam, sağlık ve özgürlüğünün korunması hususunda mükellef oldukları hususu tamamen tartışmasızdır.

b. İkâme İlişkiler: Ebeveyn-çocuk ilişkisi bakımından hukuken tanınmış ikâme ilişkiler vardır: Evlat edinme ve vesayet. Bunlar açısından yukarıda ebeveyn-çocuk ilişkisi ile ilgili olarak söylenenler aynen geçerlidir. Nitekim Türk Medeni Kanunu’nun 314. maddesi hükmüne göre de, “ana babaya ait olan haklar ve yükümlülükler, evlat edinene geçer”.

c. Polis ve gardiyan gibi kamu görevlileri de kanunla kendilerine yüklenen görevlerinden ötürü garantördürler.

2. Sözleşmeden Kaynaklanan Garantörlük

Bugün öğretide sözleşmeden kaynaklanan garantörlük için açık bir sözleşmeden ziyade “gönüllü bir üstlenme”nin bulunması yeterli görülmektedir. Burada fail üstlenme hareketi dolayısıyla sorumluluğu kendi üzerine almaktadır. Örneğin, bir görme engelli bir kimseyi caddede karşıdan karşıya geçiren kimse garantör olmaktadır, zira burada bir gönüllü üstlenme vardır ve bu üstlenmeye rağmen, görme engelli kimsenin cadde ortasında bırakılması halinde, meydana gelen zararlardan sorumluluk söz konusu olacaktır (Zaman zaman garantörlüklerin bir olayda çakışması söz konusu olabilir. Nitekim bu örnekte, öngelen tehlikeli hareketten kaynaklanan garantörlük de düşünülebilir).

Bunun tipik örneği, çocuk bakıcısının çocuğa göz kulak olmayı kabul etmesidir. Keza hemşireler, korumalar (bodyguard), antrenör, yüzme öğretmeni, cankurtaran, itfaiye eri, dağ rehberi de buna örnek olarak gösterilebilir. Garantörlük, sözleşmeden kaynaklanan yükümlülüğün fiilen üstlenilmesi ile oluşur.

Hekimler bakımından kanunen hastalara bakmakla yükümlü oldukları hal dışında (Hususi Hastaneler Kanunu’nun 32. maddesi ve Tıbbi Deontoloji Tüzüğü’nün 18. maddesi) hekimlerin bir hastanın bakımını üstlenmesi dolayısıyla garantörlüğün kaynağı, gönüllü üstlenmedir.

3. Öngelen Tehlikeli Eylemden Kaynaklanan Garantörlük.

Kanunumuzun 83/2-b bendinde düzenlenmiş bulunan bu garantörlük türünde, davranışı ile bir zarar doğması tehlikesine neden olan kişinin zararın meydana gelmesini önleme yükümlülüğünden kaynaklanan garantörlük söz konusudur. Bir kimsenin bazı olaylara neden olması veya o olayların gelişimine seyirci kalması diğer hukuki değerler bakımından zararlı sonuçlara yol açmamalıdır. Böyle bir muhtemel zarar halinde, netice önlenmek zorundadır. Fail önceki hareketi ile bir başkasını yüksek bir koruma ihtiyacının bulunduğu ve yardım olmaksızın kendini kurtaramayacağı bir duruma sokmaktadır. Öngelen tehlikeli eylemden kaynaklanan garantörlükte failin bizzat kendisi tehlikenin kaynağıdır. Yaptığı şey başkalarını tehlikeye soktuğundan, bu tehlike kaynağını da kapamalı, tehlikenin neden olabileceği sonuçları önlemelidir. Burada neticeye neden olma ile neticeyi önlemeyi ihmal birlikte söz konusu olmaktadır. Gerçekten de failin neticeyi önleme yükümlülüğünün kaynağını, failin nedensellik serisini bizzat harekete geçirmiş olması oluşturmaktadır.

Bu tür garantörlüğe örnek olarak şu olay gösterilebilir: Bir motosiklet sürücüsünün dikkatsizce yola çıkan bir kimseye çarpmamak için motoru çevirip, yoldan çıkması. Bu olayda sürücünün düştüğü yerden çıkabilmesi ve başka zararların da meydana gelmemesi için yardıma ihtiyacı vardır. Yola çıkan kişi garantör olarak yardım etmekle mükelleftir, zira motor sürücüsü onun zarar görmemesi için tehlikeli duruma düşmüştür, öngelen tehlikeli eylem de ondan kaynaklanmaktadır.

Bir başka örnek: Piyasaya sürüldüğünde herhangi bir tehlikesi saptanmamış bulunan ve fakat daha sonra zararlı yönleri tespit edilen ürünlerin ya toplanması ya da sahiplerinin uyarılması gerekir. Yine, köpeğinin saldırısına uğrayan bir kimseye yardım etmeyen kişi bakımından ihmal suretiyle öldürme suçu söz konusu olacaktır.

Bu arada önemle açıklamak gerekir ki, öngelen tehlikeli eylemden kaynaklanan garantörlük, özellikle trafik kazası sonucu bir kimseye çarpan sürücülerin, mağdurun ölümü halinde normalde taksirle adam öldürmeden sorumlu olacakken, kasten adam öldürmeden dolayı sorumlu tutulmalarına neden olabilir. Gerçekten de öngelen tehlikeli eylemin taksirli olduğu hallerde, bunu takip eden neticeyi önlememe hareketinin kasti olması durumunda, öngelen eylemden doğan garantörlüğün büyük bir pratik önemi söz konusu olmaktadır. Zira öngelen tehlikeli icrai eylemden dolayı zaten sorumluluk vardır ve fakat bunu takip eden ihmali hareketten sorumluluğun dayanağı öngelen tehlikeli eylemden kaynaklanan garantörlük olmaktadır. Nitekim dikkatsizlikle çarptığı bir kimseye durup da yardım eden sürücü, mağdurun ölümü halinde taksirle adam öldürmeden ötürü sorumlu olacakken; yardım etmeksizin olay yerinden kaçması durumunda öngelen tehlikeli eylemden kaynaklanan garantörlük dolayısıyla -kastı mevcut ise; muhtemel kast da yeterlidir- ihmal suretiyle kasten öldürmeden dolayı sorumlu tutulur.

Önemle ifade etmek gerekir ki, kanunda yazılı bu unsurların dışında, garantörsel ihmali suçlara ilişkin yazılı olmayan unsurlar da vardır. Bunlar hareket olanağı ve beklenebilirliktir. Hareket olanağından kasıt, bir kimsenin ihmalinden dolayı sorumlu tutulabilmesi için hareket etmesinin mümkün olmasıdır. Böylece, yüzme bilmeyen kocayı, eşini denize atlayıp da kurtarmamasından ötürü sorumlu tutmak mümkün olmaz. Beklenebilirlik ise somut olayda kişinin hareketinin ne ölçüde ondan beklenebilir olduğunun araştırılması gerektiğini anlatır. Kişinin kendini tehlikeye atması ondan beklenemez. Köpek balıklarının eşinin çevresinde yüzdüğü bir ortama atlamasını kocadan bekleyemeyiz.

Bu konuda son olarak belirtilmesi gereken husus, yeni kanunumuzun, ihmali suçlarda failin cezasında indirimi öngören bir çok kanun gibi, 83/3. maddede failin cezasında indirim yapılabilmesinin mümkün olduğunu açıklamış olmasıdır.

İntihar

Eski kanunumuzun 454. maddesi, maddede kullanılan ikna ve yardım ifadeleri ve maddenin uygulanmasının müntehirin ölümünü gerektirmesi dolayısıyla yürürlükte olduğu sürece uygulama alanı bulamamıştır. Bu sebeple, madde yeniden düzenlenmiş ve ek bir takım unsurlara yer verilmiştir.

İlkin, eski kanunumuzdan farklı olarak sadece intihar kararının alınmasını sağlamak değil, alınmış kararın kuvvetlendirilmesi ve teşviki de madde kapsamına alınmıştır. İkinci olarak yardımın herhangi bir şekilde olabileceği hükmü konularak, ihmali hareketlerle de yardım edilmesinin cezalandırılmasına olanak tanınmıştır.

84/2. maddede ise, netice sebebiyle ağırlaşmış suç hali düzenlenerek, intiharın gerçekleşmesi durumunda failin cezasının artırılacağı öngörülmüştür.

Eski kanunumuzda olmayan iki hüküm yeni 84/3 ve 4. fıkralarda düzenlenmiştir:

Buna göre, başkalarının aleni olarak intihara teşvik edilmesi durumunda ceza artırılacak; aleni teşvik fiilinin basın ve yayın yolu ile işlenmesi halinde ise ceza daha ağır tayin edilecektir. Buna örnek olarak internet yoluyla belirsiz kimselerin intihara teşviki gösterilebilir. Basın ve yayın yolu deyimi konusunda bkz. YTCK md. 6/1-g.

Son olarak, kanuna ilginç bir hüküm eklenmiştir: 84/4. maddeye göre, iki halde fiil kasten öldürme olarak kabul edilecektir. Bunlardan ilki, intihara yöneltilen kimselerin fiilinin anlam ve sonuçlarını algılama yeteneği bulunmayan veya gelişmemiş kimseler olmasıdır. Burada esasen dolaylı failliğe ilişkin özel bir düzenlemenin yapıldığını görmekteyiz. Bu suretle, genel hükümler kısmındaki dolaylı faillik hükmü yerine bu özel hüküm uygulanacaktır.

İkincisi ise bir kimsenin cebir veya tehdit kullanılarak intihara zorlanmasıdır.

Taksirle Öldürme

Taksirle öldürme bakımından en önemli farklılık, eski kanunumuzda tedbirsizlikle ölüme sebebiyet başlığı altında, taksirin şekilleri sayılarak belirlenen taksirle öldürme suçunun, doğrudan taksir kelimesi kullanılmak suretiyle ortaya konmasıdır (md. 85).

Taksirin tanımı ise 22. maddede yapılmıştır. Buna göre, taksir, dikkat ve özen yükümlülüğüne aykırılık dolayısıyla bir davranışın suçun kanuni tanımında belirtilen neticesi öngörülmeyerek gerçekleştirilmesidir.

Eski kanundan ikinci farklılık, ceza noktasında olmuştur. Eski kanunumuzda 2 yıldan 5 yıla olarak belirlenmiş bulunan ceza, yeni kanunumuzda birer yıl artırılarak 3 yıldan 6 yıla kadar hapis cezası olarak öngörülmüştür. Yeni kanunumuzun erteleme için sınırı 2 yıl olarak belirlemesinden dolayı, taksirle öldürme suçlarında erteleme olanağı kaldırılmış bulunmaktadır. Ancak 50/4 madde gereğince taksirli suçlardan dolayı hükmolunan hapis cezası uzun süreli de olsa, diğer şartların da gerçekleşmesi kaydıyla, bu cezanın adli para cezasına çevrilmesi mümkündür.

Bir diğer farklılık, uygulamada sıkça uygulanan eski 455/son fıkradaki kusurun derecesine göre cezanın indirilmesine olanak tanıyan hükme yeni kanunda yer verilmemesidir. Bu hükme karşılık olan hüküm, yeni kanunumuzun 22/4. fıkrasında düzenlenmiştir. Bu suretle, sadece öldürme ve yaralama fiilleri bakımından değil, bütün taksirli suçlar bakımından cezanın kusura göre belirlenmesine olanak tanınmış; öte yandan, taksirin 8 esası üzerinden matematiksel hesabının mümkün olamayacağı kabul edilerek, matematiksel bir orana yer verilmemiştir[1]. Bu husustaki 22. madde gerekçesini aynen aktarmakta yarar görüyorum:

Taksirle işlenen suçlardan dolayı kusurluluk, bir değerlendirmeyle ancak olay hâkimi tarafından yapılabilir. Bu nedenle, taksirden dolayı kusurluluğun matematiksel olarak ifadesi mümkün değildir. Ancak, normatif değerlendirmeyle hâkim tarafından belirlenen kusurluluk göz önünde bulundurulmak suretiyle, suçun cezasında belli bir oranda indirim yapılabilir.

Taksir dolayısıyla kusurun belirlenmesi normatif bir değerlendirmeyle mümkün olmakla birlikte, somut olayda dikkat ve özen yükümlülüğünün ihlâl edilip edilmediğinin belirlenmesi açısından bilirkişi incelemesi yaptırılabilir. Örneğin ölümle sonuçlanan bir ameliyat sırasında hastaya yapılan tıbbi müdahalenin tekniğine uygun olarak yapılmış olup olmadığının belirlenmesi açısından bilirkişi incelemesine gerek bulunduğu muhakkaktır. Keza, ölüm veya yaralanma ile sonuçlanan bir trafik kazasında, sürücülerin trafik kurallarına uyup uymadıklarının, hangi trafik kuralının ne suretle ihlâl edildiğinin, trafiğe çıkarılan aracın teknik bakımdan herhangi bir arızasının olup olmadığının belirlenmesi açısından da bilirkişi incelemesi yapılabilir. Ancak, bu durumlarda, bilirkişinin yapacağı inceleme, işin tekniği ile sınırlı olmalıdır. Bunun dışında, bilirkişi tarafından münhasıran hâkimin yetkisinde bulunan kusurluluk konusunda herhangi bir değerlendirme yapılmamalıdır. Aksi yöndeki tutum, bilirkişilik görevinin sınırını aşmayı ve hâkimin yerine geçmeyi ifade eder.

Hâkim, bu teknik veriler çerçevesinde somut olayda failin kusurlu olup olmadığını takdir edecektir. Failin kusurlu bulunması durumunda, kusurun ağırlığı ve diğer sebepleri de göz önünde bulundurmak suretiyle suçun kanuni tanımındaki cezanın alt ve üst sınırı arasında bir cezaya hükmedecektir”.

Kanunumuz kusur atfetmenin hekimin veya bilirkişinin görevi olmadığını belirtmiştir ki, bu çok doğrudur. Kusuru belirlemek bilirkişinin işi değildir. Bilirkişi sadece kural ihlallerini belirtecek, kusuru belirleyecek kişi ise hakim olacaktır.

Ayrıca 61/1-f maddesinde ceza tayini sırasında hakimin failin taksire dayalı kusurunun ağırlığını göz önünde bulunduracağı hüküm altına alınmıştır.

Uygulamada birden fazla kimsenin kusurlu olduğu olaylarda, her birinin kusurunun toplamının 8’e tamamlanması uygulamasını önlemek amacıyla da, 22 nci maddenin 5 inci fıkrasında “birden fazla kişinin taksirle işlediği suçlarda, herkes kendi kusurundan dolayı sorumlu olur. Her failin cezası kusuruna göre ayrı ayrı belirlenir” hükmü konulmuştur.

Eski kanunumuzdaki, taksirle adam öldürmenin ağırlatıcı sebebi (455/2), yeni kanunda da muhafaza edilmiştir. Ancak, eski kanundan farklı olarak cezanın aşağı ve yukarı hadlerinde değişiklik yapılmıştır. Buna göre, eskiden 4 seneden 10 yıla kadar olan hapis cezası, yeni kanunda 3 yıldan 15 yıla kadar olmak üzere, alt sınır azaltılarak ve üst sınır ise artırılarak, makas daha genişletilmek suretiyle belirlenmiştir (md. 85/2). Esasen kanunun tümünde makasların geniş tutulduğunu görüyoruz. Bu suretle hakimin takdir yetkisi artırılmış olmakta ve zaman zaman uygulamada şahit olunan, cezanın miktarının yüksekliği dolayısıyla hakimin başka kurumlara müracaat etmek suretiyle, madde uygulamasını engellemesinin önüne de geçilmesi amaçlanmış olmaktadır.

Bu bakımdan ikinci önemli fark, eski kanunumuzun 455/2. maddesinde birden fazla kişinin yaralanması halinde bu yaralamanın belli bir derecede olması aranırken, yeni 85/2. maddede yaralamanın derecesi bakımından ayırım yapılmamış olmasıdır. Bununla beraber, 85/1 de suçun basit hali için öngörülen üç yıllık alt sınırın, 85/2’deki ağırlaştırıcı halin de alt sınırı olarak düzenlenmiş bulunması dolayısıyla, bu durum uygulamada sorun oluşturmayacak, hakim meydana gelen yaralamanın derecesini cezanın tayininde göz önünde bulundurabilecektir.

VÜCUT DOKUNULMAZLIĞINA KARŞI SUÇLAR

Genel Olarak

Vücut dokunulmazlığına karşı suçlar bölümünde düzenlenen suçlar, yaralama, insan üzerinde deney, organ veya doku ticareti suçlarıdır.

Eski ceza kanunumuzda 456 dan 460. maddelere kadar, kasten ve taksirle müessir fiil ile kastı aşan müessir fiil suçları düzenlenmişti. Yeni kanunumuzda kastı aşan müessir fiile ilişkin eski 458 nci madde ile şikâyetten vazgeçmeye ilişkin 460. madde yer almamıştır. Buna karşılık eski kanunda bulunmayan insan üzerinde deney ve organ veya doku ticareti suçları ilk defa ceza kanunumuzda yer almıştır.

Kasten Yaralama Suçu

Eski kanunumuza göre müessir fiil olarak adlandırdığımız suçun, yeni kanunumuzdaki ismi “yaralama”dır. Yaralamadan anlaşılması gerekenin ne olduğu, suçun basit şeklinin düzenlendiği 86/1. maddede ifade edilmektedir: “Kişinin vücuduna acı veren veya sağlığının ya da algılama yeteneğinin bozulmasına neden olan” her davranış yaralamadır.

Eski kanunumuzdan farklı olarak maddenin başında “katil kasdiyle olmaksızın” terimlerine yer verilmemiştir. Ancak, bu suçun gerçekleşebilmesi için elbette failin yaralama kastı ile hareket etmesi gerekecektir. Failin kastının öldürme olup da, neticede failin yaralanmasının söz konusu olduğu hallerde, teşebbüs hükümleri uygulanacaktır. Buna karşılık failin kastının yaralama olup da, neticenin ölüm şeklinde gerçekleşmesi durumunda eski 452. maddeye tekabül eden yeni 87/4 uygulanacaktır.

Suçun basit şekli için öngörülen cezanın yeni kanunda artırıldığını ve makasın açıldığını görüyoruz. Eski kanunda 6 aydan 1 seneye kadar olan hapis cezası, yeni kanunda 1 yıldan 3 yıla kadar olmak üzere artırılmıştır.

Bu bakımdan yapılan en önemli değişiklik, eski kanunda bulunan ve tabibin vereceği 10 veya 20 gün gibi sürelere göre cezanın tayini sisteminin terk edilmiş olmasıdır. Bu suretle, hakimin, fiilin kişi üzerindeki etkisine göre, cezayı tayin konusunda takdir yetkisi genişletilmiş ve tabiplerin yerine göre sübjektif raporlarına bağlılığı bir ölçüde azaltılmış bulunmaktadır. Gün esası üzerinden ceza tayini tabiplerin de sıkıntı yaratması dolayısıyla şikâyet konularından birini oluşturmaktaydı.

Eski kanunumuzda 456/4. fıkrada yer alan suçun hafifletici nedeni ise yeni kanunun 88/1. fıkrasında düzenlenmiştir. Buna göre, fiilin kişi üzerindeki etkisi, örneğin basit bir plaster ile ya da kafasına taş atılan kimsenin basit bir dikişle tedavisinin yapılmasında olduğu gibi basit bir tıbbi müdahaleyi gerektirecek ölçüde hafif olursa, faile daha az bir ceza verilecek ve suçun soruşturma ve kovuşturması mağdurun şikâyeti üzerine yapılacaktır. Hemen belirtelim ki, “basit tıbbi müdahale” kavramının uygulamada karışıklıklara yol açacağı ifade edilmekte, bu kavramın tıbbi bir kavram olmadığı açıklanmaktadır. Keza müdahalenin basit olup olmadığının, müdahaleyi yapan hekimin uzmanlığına göre de değişebileceği, örneğin bir cerrah için basit müdahale sayılabilecek bir hususun, bir pratisyen için basit olamayabileceği söylenmektedir.

Ancak bu halde de, öngörülen cezanın eski kanunumuzdan daha ağır olduğuna işaret etmek isterim. Bu durumda hakim hapis cezası yerine 5 günden az olmamak üzere (YTCK md.52/1) adli para cezasına da hükmedebilecektir.

YTCK 86/2. fıkrada kasten yaralama suçunun nitelikli halleri düzenlenmiştir. Bunlardan a ve c bentlerinde sayılanlar tümüyle, b bendinde sayılan ise mağdurun çocuk olması dışında kasten öldürme suçunda da öngörülmüş nitelikli hallerdir. Maddede kasten öldürme suçundan farklı olarak öngörülmüş bulunan ağırlatıcı nedenler suçun,

Ø Kamu görevlisinin sahip bulunduğu nüfuz kötüye kullanmak suretiyle ve

Ø Silahla işlenmesidir.

Kamu görevlisinin, zor kullanma yetkisine sahip olması gerekmemekte (krş. md.256) ; silahın tarifi de yeni kanunumuzun 6/1-f maddesinde yapılmaktadır.

Eski kanunumuzun 456/2 ve 3. fıkralarında düzenlenmiş bulunan netice sebebiyle ağırlaşmış yaralama, yeni kanunumuzda 87. maddede hükme bağlanmıştır. Madde eski kanunumuzda olduğu gibi kazuistik bir şekilde düzenlenmiş ve eski kanunumuzdaki ifadeler Türkçeleştirilmiştir. Cezaların ise suçun basit şekli için belirlenmiş cezanın bir kat artırılması suretiyle tayin edileceği açıklanmıştır.

87. maddenin 3. fıkrasında düzenlenen hal, eski kanunumuzda bulunmamaktadır. Buna göre, kasten yaralamanın vücutta kemik kırılmasına neden olması durumunda, kırığın etkisine göre hakim 1 yıl ile 6 yıl arasında bir ceza tayin edecektir.

Bu husus, adli tıp uzmanlarının talebi üzerine kanuna eklenmekle beraber, uygulamada bazı sorunların da ortaya çıkabileceği açıktır. Örneğin, kemik kırığı değil de çatlağı olması durumunda bu ağırlaştırıcı sebep uygulanamayacaktır. Esasen, adli tıp uzmanları da yeni uygulamada çatlak kavramına yer verilmemesi gerektiğini, çatlak olarak kaydedilen lezyonun aslında ayrıksız kırık olduğunu ifade etmektedirler[2].

Taksirle Yaralama

Taksirle yaralama suçunun cezasının eski kanuna nazaran artırıldığı görülmektedir. Bunun dışında kasten yaralamada sayılan ağırlaştırıcı nedenler buraya da alınmıştır. Ancak kasten yaralamada olduğu gibi, burada doğrudan bir ceza tayini yoluna gidilmemiş, suçun basit haline göre belirlenecek cezanın bir kat artırılacağı hükme bağlanmıştır.

Burada uygulamada adaletsiz cezalara yol açabilecek bir hüküm olarak 89/2-b bendi hükmü gözükmektedir. Buna göre taksirle yaralama fiili mağdurun vücudunda kemik kırılmasına yol açtığı takdirde ceza yarı oranında artırılacaktır. Ancak dikkat edilirse, taksirle yaralama fiili mağdurun yaşamını tehlikeye sokan bir duruma neden olduğu takdirde de ceza aynı oranda artırılacaktır. Bu durumda, basit bir parmak kırığı durumunda cezanın, hayati tehlikeye neden olan eylem ile aynı derecede artırılmasının öngörülmüş olması isabetli olmamıştır.

Birden fazla kişinin yaralanmasına ilişkin eski kanunumuzun 459/3. bentte öngörülen cezanın da artırıldığı görülmektedir.

Yine eski 459/sonda yer alan kusurun 8 esasına göre indirileceğine ilişkin kural da buraya alınmamıştır.

89/sonda kural olarak taksirle yaralama suçunun soruşturma ve kovuşturmasının şikâyete bağlı olduğu açıklandıktan sonra, eski kanundan farklı olarak, bilinçli taksir hali bundan hariç tutulmuştur. Bilinçli taksirin tanımı 22/3 ncü maddede yapılmıştır: “Kişinin öngördüğü neticeyi istememesine karşın, neticenin meydana gelmesi halinde bilinçli taksir vardır; bu halde taksirli suça ilişkin ceza üçte birden yarısına kadar artırılır”.

Doç. Dr. Hakan HAKERİ

(Dicle Ün. Hukuk Fak. Öğretim Üyesi)



[1] Adli tıpta sekiz esasının yanlışlığına yönelik olarak çalışılmış bir çok tez bulunduğu ifade edilmektedir. Örneğin 8 araçlı bir trafik kazısında, her araç sürücüsünün kusuru olduğunda ve her biri asli kusurlu bulunduğunda, mevcut sistemde herkese 1/8 oranında kusur verilerek, toplamda 8/8’e ulaşılıyor. Bu yanlışlığın yanı sıra kusur gibi bir unsurun matematiksel bir hesaba tabi tutulması da izah edilemiyordu. Bundan sonra ise uygulamanın bu kez hafif, orta ve ağır kusur gibi belirlemeler yapma yoluna gidileceğini tahmin ediyorum.

[2] 18.12.2004 tarihinde düzenlenen “Yeni TCK ve Adli Tıp Uygulamaları Sempozyumu”nda Doç. Dr. Yasemin Balcı tarafından sunulan tebliğde ifade edilmiştir.

ŞEMDİNLİ OLAYLARI INCELEME RAPORU

A. OLAY:

Basında; Hakkari ili Şemdinli ilçesinde 9 Kasım 2005 günü üç kişinin bir kitabevine bomba atması sonucu işyerinde bulunan üç kişiden birinin ölmesi, diğerinin yaralanması bir diğerinin ise bombacıyı takip etmesi sonucu bu kişinin kaçarak bir arabaya binmesi, işyerindeki kişinin ve vatandaşların takibi sonucu kaçan kişilerin araçta kıstırılması, araçta uzun namlulu silahların görülmesi sonrasında savcı tarafından yapılan keşif esnasında bu kez halkın başka bir şahıs tarafından taranması sonucu bir kişinin öldüğü 4 kişinin de yaralandığı haberleri yer almıştır.Olaylar esnasında yaşam halkının ihlal edilmesi, Şemdinli'de toplumsal tepkilerin gelişmesi, ilçeye giriş-çıkışların yasaklanması üzerine konunun araştırılması ve bu konuda bir rapor tanzim edilmesi lüzumu doğmuştur.

B.HEYET OLUŞUMU:

Hadisenin bu şekilde basından duyulması üzerine; iddiaları araştırmak, araştırma ve incelemeler sonrasında kamuoyunun gerçek bilgiye ulaşmasını sağlamak ve çeşitli ulusal ve uluslararası sözleşmelerde güvence altına alınan "yaşam hakkı"nın korunmasına katkı sunmak

amacıyla;

İHD Genel Yönetim Kurulu Üyesi Av. Abdulvahap ERTAN,

» MAZLUMDER Genel Yönetim Kurulu Üyesi ve Van Şube Başkanı Av.

Abdulbasit BİLDİRİCİ,

» İnsan-Der Başkanı M. Yasin HASKANLI,

» Çağdaş Hukukçular Derneği Van Şube Başkanı Av. Murat TİMUR,

» Hakkari Esnaf ve Sanatkarlar Odaları Birliği Başkanı Arif KOPARAN,

» İHD Van Şube Başkanı Av. Cüneyt CANİŞ,

» MAZLUMDER Van Şubesi Başkan Yardımcısı Abidin ENGİN,

» İHD Hakkari Şube Başkanı Necibe GÜNEŞ,

» KESK Şubeler Platformu adına SES Şube Başkanı Ahmet EDİŞ,

» MEMUR-SEN Hakkari İl Başkanı Abdulcebbar YAKAR ve

» Hakkari ÖVDER Başkanı Übeydullah DÜNDAN'ın yer aldığı

"İnsan Hakları Heyeti" oluşturulmuştur.

C.İZLENİMLER:

Heyet 10 Kasım 2005 günü sabah erken saatlerde Şemdinli ilcesine gitmek için yola çıkmıştır. Yüksekova ilçesinden Şemdinli ilçesine doğru seyir halinde iken güvenlik önlemlerinin peyderpey artmakta olduğu gözlenmiştir. Şemdinli'ye 22 km kala Jandarmanın ilçe girişini

kapattığı ve gelen araçlara ilçeye girişin ve çıkışın yasaklandığını bildirmesi üzerine heyetimiz kendini tanıtmış, geliş amacından mülki amirliğin haberdar olduğunu belirtmiştir. Bunun üzerine görevlilerce birtakım görüşmeler yapılmış ve yalnızca heyetimize ait üç aracın

ilçeye girişine izin verilmiştir. Sonraki noktalarda sorunsuz bir şekilde ilerleyebilmemiz için plakalarımız ilerideki kontrol noktalarına bildirilmiş ve sorunsuz bir şekilde ilçe merkezine

varılmıştır. İlçeye girişte sağ tarafta bulunan polis kontrol noktasının boş olduğu ve köz haline gelmiş çokça odun yığınının halen yanmakta olduğu, hemen yanında aynı büyüklükte ikinci bir ateşin yanmakta olduğu, ateş etrafında kimsenin olmadığı, ateşin içerisinde makineli silah

tablasının bulunduğu ve kısmen yanmış olduğu, yolun ortasında bir araç mazot deposunun bulunduğu gözlenmiştir. İlçeye girişten itibaren tüm esnafın kepenklerini kapatmış olduğu,

ilçe merkezinde görünürde güvenlik güçlerinin bulunmadığı, halkın büyük ve toplu bir kalabalık şeklinde ve sessizce ana cadde olan Cumhuriyet caddesi üzerinde bekleştiği, ilçeye giriş yapan araçtakilerin kim olduklarının öğrenilmesi üzerine kalabalığın heyete doğru gelip heyeti alkışladığı gözlenmiştir.Heyet öncelikle bombalı patlamanın olduğu yere gitmiş ancak o esnada cumhuriyet savcısının keşfini tamamlamış olması ve heyetimize olası eksikliklere karşı pasajı mühürleyeceklerini belirtmesi üzerine heyet pasaj içine girmemiş ve makul olan bu gerekçeyle oradan ayrılmıştır.Heyetimiz buradan ayrılarak randevularını gerçekleştirmek üzere kaymakamlık, emniyet müdürlüğü ve adliye binasının bulunduğu mahalle gitmiştir. Giriş kapısında silahlı polislerin bulunduğu, bina girişindeki güvenlik kulübesinin camlarının kırık olduğu, duvarlarında taş izine benzer izlerin bulunduğu, bina bahçesinde iki adet tahrip

edilmiş araç bulunduğu, kaymakamlık ve adliyenin içinde bulunduğu binanın neredeyse tüm camlarının kırılmış olduğu, yerlerde cam kırıkları ile taş parçalarının bulunduğu, Kaymakamlık binasının giriş kapısının karşısında bulunan bir binanın camlarında çok sayıda kurşun izi bulunduğu gözlenmiştir.İlçede güvenlik güçlerinin yalnızca bitişik olan emniyet müdürlüğü,kaymakamlık ve adliye binası ile lojmanları koruduğu, bunun dışında ilçenin hiçbir yerinde güvenlik gücü görülmediği, ana cadde üzerinde toplanan halkın kontrol ve sakinleştirilmesi ile ilçede bulunan belediye başkanları ve STÖ temsilcilerinin ilgilendiği gözlenmiştir. Heyetimiz görüşmelerini sürdürürken ilçedeki tansiyonun düşmediği, halkın dağılmayarak ilçe merkezinde toplu halde bulunmaya devam ettiği, kalabalık bir grubun ilçe merkezinde sloganlı yürüyüş yaptığı,Ak Parti ilçe merkez binası önüne gelindiğinde bazı şahısların taş atarak zaten kırık olan parti binası camlarının kalan kısımlarını da kırdığı bu arada küçük yaştaki çocukların ısrarla emniyet müdürlüğüne doğru taş attıkları, kalabalık içinde bulunan yaşça büyük vatandaşların ise taş atılmaması yönünde sürekli uyarıda bulundukları,çocukların ellerindeki taşları alıp bıraktıkları, özellikle mülki idare binalarına yönelmemeleri için kalabalığın önünü kestikleri,sloganların devam etmesi ve kalabalığın dağılmaması üzerine kalabalığın bir anda sağa sola doğru kaçıştığı, bazılarının burnunu ve gözlerini bezlerle kapatmaya çalıştığı, bu arada toplantı halinde olan ve balkona çıkarak olayları gözleyen heyet üyelerinin geniz, burun ve gözlerinin yanmaya başlaması üzerine biber gazı kullanıldığının anlaşıldığı gözlenmiştir.

Heyet bir gün öncesinden resmi randevu taleplerini iletmiş bu kapsamda mülki erkanla resmi görüşmelerini yapmak istemiş ancak nizamiyenin silahlı polislerce tutuluyor olması ve heyetin içeriye girememesi nedeniyle geliş amacı bu kez güvenlik güçlerine anlatılmış, güvenlik güçleri telsizleri ile görüşmelerini yapmış ve akabinde heyetimize kaymakamın makamında bulunmadığı, C. Savcısının iş yoğunluğu nedeniyle görüşemeyeceği, vali, kaymakam, il emniyet müdürü, garnizon komutanı ve ilin diğer üst düzey yetkililerinin alayda toplantı halinde oldukları iletilmiştir. Bu kez heyetimiz ilçe emniyet müdürünün de randevu talep edilenler arasında olduğunu belirtmiş, akabinde kendisi ile ancak bina girişinde görüşebileceğimiz belirtilmiştir. İl Emniyet müdür yardımcısı ile bina girişinde ayak üstü bir görüşme gerçekleştirilmiş ve görüşmede; mülki erkanın toplantı halinde olduğu,ilçede kontrolün sağlanmaya çalışıldığını, kendisinin her hangi bir açıklama yapmaya yetkisinin olmadığını, görüşme taleplerimizi ayrıca kendisinin de vali, kaymakam ve savcıya ileteceğini kibarca ifade edip görüşmeyi tamamlamıştır.

HURŞİT TEKİN (Şemdinli Belediye Başkanı)

Hurşit TEKİN yapılan görüşmede: "Patlama meydana geldiği zaman ilçede değildim. Taziye için bir köyde idim. Kaymakam telefonumdan arayıp 'başkan hemen ilçeye gelmeniz gerekiyor, ilçede olaylar meydana geliyor, gelip olayları yatıştırmanız gerekiyor' dedi. 15 dakika sonra ilçeye vardım. İlçede halkın panik içinde olduğunu gördüm. İlçenin önde gelen şahsiyetlerini yanıma alarak halkı sükunete devam ettim. Bu arada kalabalık bir grubun ilçe girişinde bulunan polis noktasına doğru yürüdüğünü ve üç polisin orada mahsur kaldığını güvenlik güçleri bana bildirdi. Benden mahsur kalan polisleri kurtarmam istendi. Bunun üzerine olay mahalline gittim. Halk ve polis arasında meydana gelen arbedede yüzümden yaralandım. Beni hastaneye götürdüler. Hastanede yarım saat kaldıktan sonra dayanamayıp insanların arasına geri geldim. İlçe emniyet müdüründen polis noktasını oradan kaldırmasını istedim.Cevaben orada ağır silahların bulunduğunu ve bu yüzden noktanın terk edilemeyeceği tarafıma bildirildi. Bir süre sonra ilçe Jandarmaya Hakkari milletvekili Esat CANAN, Hakkari Belediye başkanı Metin TEKÇE, Yüksekova Belediye Başkanı Salih YILDIZ, ilçede bulunan Yüksekovalı Avukatlar ile birlikte durum değerlendirmesi için çağrıldım. Toplantıda mülki erkandan Vali, Kaymakam ve üst düzey yetkililer ve C. Savcısı vardı. Toplantıda bu gerilimin nasıl dindirileceği tartışıldı ve emniyete teslim edilen üç kişinin göz altında olduğunun teyit edilmesi, olayda kullanılan aracın emniyet müdürlüğüne ait olduğunun teyidi istendi. Emniyet müdürü söze girip aracın kendilerine değil jandarmaya ait olduğunu belirtti. Vali'de müdürü teyit etti. Teslim edilen üç kişinin ise üç değil tek kişi olduğu belirtildi."

Zeydan ÖZEL (Esnaf-görgü tanığı)

Zeydan ÖZEL yapılan görüşmede: "Benim dükkanım patlamanın meydana geldiği pasajın tam karşısındadır. Ben olaydan 15 dakika önce o üç kişinin pasajı araç içerisinden gözlemlediklerini gördüm. Bunlardan kuşkulandım. Çaktırmadan amcam oğlunun dükkanına girip gözetlemeye devam ettim. Onlar da pasaja bakıyorlardı. Arabanın içinde üç kişi bulunuyordu. İkisi önde biri arkada oturuyordu. Arkada oturan sarıya çalan montlu kişinin elindeki siyah poşetle arabadan çıkıp pasaja doğru yürüdüğünü gördüm. Ben de dükkandan çıkıp arabanın yanına gittim. Elimi cebime koyup hiç görmüyormuş gibi orada beklemeye başladım. Top sakallı olan beni gördü. Bu arada sürücü arabayı çalıştırıp yavaşça oradan uzaklaştı. Bu arada aracın plakasını aldım.Plaka 30.AK.933 idi. Beyaz renkli bir Renault 19 marka araç idi.Tekrar kendi dükkanıma gittim. Birkaç dakika sonra pasajın içinden

büyük bir patlama sesi geldi. Halk patlama yerine koşarken ben de oraya doğru yöneldim. Sarıya çalan montlu kişi pasajın aşağısına doğru telaşlı bir şekilde telefonu elinde konuşarak "neredesiniz şu an" diyerek hızlı adımlarla ilerliyordu. Ben de o adamın arkasından hızlı

bir şekilde yürüdüm. Bu adam dükkan önünde bekleyen aynı araca bindi.Ben de halka 'bombayı patlatan bu adamdır' dedim. Halkta aracın önünü keserek onları tartaklamaya başladı. Sonrasında resmi polisler gelerek havaya ateş etmeye başladı. Aynı zamanda polisler bu üç kişiyi ablukaya alıp iki kişiyi arabaya bindirerek götürdü. Bu arada top sakallı olan kişi olay yerinden uzaklaşmaya başladı. Ben de kendisini tanıdığım için takip ettim. İleride yarbay ve askerler vardı. Ben de yarbaya yanaşarak 'yarbayım olaya karışan kişilerden bir tanesi de

budur' dedim. Yarbay'da 'tamam oğlum yakaladık.' Dedi. Üç asker koluna girerek şahsı ilçe jandarmaya götürdü." Şeklinde beyanda bulunmuştur.

Muharrem TEKİN (Şemdinli Esnaf ve Sanatkarlar Odası Başkanı)

Muharrem TEKİN beyanında: "Olay tam büromuzun karşısında meydana geldi. Araba odanın hemen önündeydi. Üç kişi gelip arabaya binmek istedi. Araba da odanın hemen önündeydi. Bende aşağı indim. Bu arada halk toplanmıştı. O üç kişiden biri pişkin bir tavırla 'noluyor' dedi.Bu şahıslar kaçmaya çalıştılar. 10-15 kişilik grup bunları engelledi.Vatandaşlar; "bombayı bırakan kişi aracın arkasında oturan kişidir.

Onu bize teslim etmelisiniz" dedi. Halk bombanın patladığı dükkanda ölü olduğunu hala bilmiyordu. Arabanın arka camı vatandaşlar tarafından kırıldı ve şahıs darp edildi. Aracın önünde oturan şoför de darp edildi. Önde oturan kişi aniden araçtan çıkıp arka bagajı açtı ve

içinden bir adet kaleşnikof marka silah çakardı. Ben bu arada bagajı gözetliyordum. İçinde 3 adet kaleşnikof vardı. Şerit halinde keleş mermileri vardı. Bir iki tane kapalı poşet vardı. Bu şahıs silaha mermiyi sürmek istedi. Vatandaş ise keleşi şahsın elinden alıp bagaja koydu ve bagaj kapağını kilitledi. Peşinden bu şahıs da vatandaşlar tarafından dövüldü. Bu esnada otuza yakın resmi polis gelip arabayı ve şahısları çembere aldı. Polislere rağmen vatandaşlar aracın içindeki şahsı tekrar dövüyordu. Sonra bir panzer aracın yanına gelerek içerdeki tek kişiyi çıkarıp panzere aldı. Sonrasında halk arabayı tahrip etti. Arabanın içinden bir ajanda, bir kroki ve isim listesi çıktı. Sonra kaymakam olay yerine geldi. Av. Mehmet EKİCİ ile birlikte aracın üzerine çıkıp açıklama yapmak istediler. Bu arada pasajda ölen şahsın cenazesi el üstünde getiriliyordu. Grup cenazeyi fark edip kaymakama yönelmeye başlayınca kaymakam açıklama yapamadan aracına binip olay yerinden ayrıldı. Bu arada on beşe yakın maskeli polis gelip havaya ateş açmasına rağmen halk dağılmadı. Bunun üzerine alay komutanı da olay yerine geldi. Halk komutana rica edince komutan emniyet müdürüne "silah atılmasın" dedi. Silahlar susunca halk tekrar arabaya yöneldi ve bu kez araç tamamen tahrip edildi. Bu arada 40-50 ye yakın asker de olay yerine geldi. Askerlerin başında bulunan yüzbaşı beni iterek 'tarayın bunları, biz yirmi kişi bunlara yeteriz' diye emir verdi. Yüzbaşı bu sözleri söylerken alay komutanı da oradaydı. Bunu duyan bir astsubay cadde ortasındaki demirlerin üstüne çıktı ve silahını halkın üstüne yöneltti. Benle bir arkadaş silahın namlusunu tutup yukarı kaldırdıktan sonra silah ateş aldı. Bunu gören askerler de havaya ateş açtı. Alay komutanı tekrar müdahale edince silah atışları durdu ve askerler geri çekildi. Sonra polis ve

askerlerin tamamı emniyet müdürlüğünün önüne çekilip barikat kurdu. Aracın başında bekleyen halk grup grup çıkıp emniyet müdürlüğünün önüne doğru gidiyordu. Burada bir grup da aracın başında bekliyordu. Askerler emniyet müdürlüğünün önünde camlı kalkanlarla barikat kurmuştu. Bu askerler, emniyet müdürlüğü ve hükümet konağı halk tarafından taşlandı. Barikatların önünde biri emniyete ikisi askeriyeye mensup üç adet panzer vardı. Panzerler havaya askerler halkın üstüne doğru ateş açtı. Bu esnada iki vatandaş kurşun yarasıyla yaralandı. Bunun üzerine aracı bekleyen vatandaşlar da emniyet müdürlüğünün önüne gelince biber gazı kullanıldığı için halk dağıldı. Bu arada Altınsu köylüleri ilçeye doğru akmaya başladı. Polisköylüleri engellemeye başlayınca bu kez halk oraya doğru yürümeye başladı. Halk ile polis arasında arbede yaşandı. Halk polisi taşladı poliste havaya ateş açtı. Burada yaşanan 10 dakikalık gerginlikten sonra tekrar şehre yürüyüş yaşandı. Herkes meydanda toplanmaya başladı. Artık ortalıkta polis ve asker kalmamıştı. Saat 15:00 olmuştu. Bu arada bir uzman çavuşa ait araç çarşı içinde ateşe verildi. Saat 16:00-17:00 arası aniden beyaz renkli doğan marka bir araç hızla halkın üzerine doğru gelmeye başladı. Aracı süren Tanju ÇAVUŞ adlı, hepimizin tanıdığı bir uzman çavuş idi. Ziraat Bankasının önünde aracının ön camını açtı ve kendisine karşı hiçbir tepki yokken kurşunu bitinceye kadar halkın üzerine ateş açtı. Bu ateş üzerine 5 kişi yaralanmıştı. Yaralılardan Ali YILMAZ adlı kişi sonradan öldü.Tanju uzman çavuş halkı taradıktan sonra aynı hızla kaçarak Jandarmaya sığındı. Bu esnada savcı keşif yapmaktaydı. Uzman çavuşun halkı taraması üzerine keşif yarıda kaldı. Bu keşif ancak saat 22.00 gibi yapılabildi."şeklinde konuşmuştur.

Seferi YILMAZ (Umut Kitabevi Sahibi)

Seferi YILMAZ beyanında : "9.11.2005 tarihinde Cumhuriyet caddesi Öz İpek Pasajı Umut Kitabevi adlı işyerimde üç kişi oturuyorduk. Öğlen saatleriydi. Bu saatlerde genelde yemeğimizi kendimiz yapar ve kitabevinin arka kısmında arkadaşlarımızla yerdik. Aynı gün yemeğimizi yapmıştık ve yemek üzereydik. Yanımda aynı pasajda kundura satıcısı olan Metin KORKMAZ ve onun amcasının oğlu Mehmet Zahir KORKMAZ vardı. Ben pasajdaki diğer esnafı yemek yemek için çağırmak üzere arka bölümden öne geçiyordum ki camların kırılma sesini duydum. Perdeyi aralayınca kendi camım olduğunu fark ettim. O esnada yerde dönmekte olan el bombasını gördüm. Kendimi can havliyle dışarı attım. Pasaj içinde benden başka kimse yoktu. Benim kapımın merdiveninden kaçarak uzaklaşan kumral, sarıya çalan montlu, orta boylu, sakalsız bir kişinin kaçtığını gördüm. Kaçarken henüz bomba patlamamıştı. Ben tam iç merdivenlerde idim. Önce "yakalayın! Bomba attı, montluyu yakalayın" diye bağırdım. Bu esnada içeride patlama meydana geldi.Patlama meydana geldiğinde ben halen dükkanın dışında fakat pasajın içinde idim. Kaçan şahsı caddeye kadar kovaladım. Ben kovalarken patlama sesini duyan vatandaşlar da pasaja doğru geliyordu. Ardından yine kaçan montluyu yakalayın diye bağırıyordum. Halk bu şahsı kovalamaya başlayınca ben patlama yerine döndüm. İnsanlar benden önce patlama yerine-dükkana gelmişlerdi. Dükkanım toz duman içindeydi.Yaralı olan Metin KORKMAZ'ı Bedri YALÇIN dışarı çıkardı. İçerde bir kişi daha kalmıştı. Seslendim. Ancak ses gelmedi. Çıkmış olduğunu

düşünerek kalabalığın yanına gittim. Sağdan soldan Mehmet ZAHİR'i sordum. "O da içerdeydi. Hastaneye mi götürdüler ona ne oldu?" diye sordum. Etrafıma baktım. Göremedim. Akrabalarına dönerek Mehmet ZAHİR'de içerdeydi diye söyledim. 30-40 dakika sonra akrabaları dükkana girip Mehmet ZAHİR'in cansız bedenini elleri üzerinde hastaneye götürdüler. Ben ise beyaz aracın yanına gittim. Aracın ablukaya alındığını gördüm. Ayrıca montlu şahıs aracın içinde arka koltukta oturmaktaydı. Aracın dışında onun arkadaşları olan iki kişi daha vardı. Halk içeridekine öfkeliydi. Dışarıdakiler de içerdekini korumaya, insanları ikna etmeye çalışıyorlardı. Dışarıdaki bu iki kişi halka dönerek 'biz güvenlik güçlerindeniz' diyerek halkı yatıştırmaya çalışıyorlardı. Halktan da aracı ve bunları korumaya çalışanlar vardı.İnsanlar aracı aramak istediler. Gelen resmi polisler ise bunu engellemeye çalışıyordu. Sonra halk aracın camlarını kırdı. Bir ara arka bagaj açıldı. Bagaj içinde üç adet kaleşnikof silah, kütüklerde iki tane el bombası, 10 adet dolu şarjör ve mermiler vardı. Yazılı belgeler ile işyerime ait kroki mevcuttu. Halk; kroki, harita vesaireyi basına gösteriyordu. Ardından polisler, özel timler ve askerler gelip halkı dağıtma amaçlı havaya ateş açtı. Emniyet müdürü

ve üniformalı polisler panzerlerle geldiler. Araç dışında bulunan iki şahıs kendileri panzere bindiler. Araçta bulunan kişi ise halk tarafından polise teslim edildi ve polisçe panzere bindirildi.Teslimden sonra üzerinde adidas çizgili mont olan, top sakallı, beyaz tenli, 1,75 boylarında ince yüzlü olan şahıs olaydan haberi yokmuş gibi halkın arasından sıyrılıp olay yerinden uzaklaşmaya başladı.Ancak halktan birileri tanıdı ve onun arkasından hızla yürümeye başladı. Biraz ilerde Prestij Pastanesi önünde halk onu yakalamak isterken "çekilin üzerime gelmeyin, üzerimde bomba var" diyerek gelenleri tehdit etti. O ara yarbay ve askerler o kişinin yakınındaydı. Halktan birileri "yarbayım, bu şahıs ta araç içinde olanlardan biridir" dedi. Bunun üzerine şahıs askerler tarafından yakalanıp askeriyeye götürüldü."şeklinde beyanda bulunmuştur.

Tahir ERBAŞ (Şemdinli-Esnaf)

Tahir ERBAŞ beyanında : "Olay esnasında işyerimde idim. Patlama sesi duyup çıkarı çıktım. Saat 12:00 civarı idi. Patlamanın olduğu yerden aşağıya doğru üzerinde açık kahverengi mont olan kumral, 1.70 boylarında, 75-80 kg civarında olan bir şahıs koşuyordu. Elindeki telefonla birileriyle konuşuyordu. Ben şahsın arkasından gitmedim.Yaralı olabilir endişesiyle patlamanın olduğu yere yöneldim. Orada bir yaralı vardı. Bunu hastaneye götürdüler. Tekrar ilçe merkezine döndüm.Halk içinde bir kişinin bulunduğu araca saldırıyordu. Ayrıca aracın

dışında da iki kişi vardı ve içerdekini koruyorlardı. Dışarıdakilerden biri halkı engellemek için aracın bagajından keleş çıkardı. Ancak halk silahı onun elinden aldı. Halktan bir kısmı da şahısların dövülmesini engellemeye çalışıyordu. Ardından polis ve jandarmalar panzerlerle

geldiler. Dışarıdaki iki şahıs kendileri panzere bindi. Araçtaki şahıs ise polis tarafından panzere bindirildi." şeklinde beyanda bulunmuştur.

Mustafa Cihat FESLİHAN (Şemdinli Kaymakamı)

Mustafa Cihat FESLİHAN beyanında; "Bir buçuk yıldır burada görev yapmaktayım. Bildiğiniz gibi ilçemizde çeşitli patlamalar oldu. Bu son olaya gelince; dün öğlen vakti bir patlama sesi duydum. Ne olduğunu sorduğumda pasajda bomba patlamış dediler. Olayı yapan şahıs da vatandaşlarca alınmış ancak toplumsal kargaşa var dendi. Akabinde silah sesleri geldi. Vatandaşın araç çevresinde toplandığı ve kaymakamla görüşmek istediği talebi bana ulaştı. Olay yerine tek başıma gittim. Güvenlik güçlerini olay yerinden uzaklaştırıp aracın üzerine çıktım ve 'savcı işini yapabilsin diye ortalığı boşaltın' diyecektim. Bana karşı da protesto başladı. Zaten her şey bir anda oldu. Halk keşfin geç yapılması konusunda şikayetçi idi ve herhalde mülki idarenin keşif yapma yetkisi olduğunu düşünüyordu. Bu durumda mecburen olay mahallini terk etmek zorunda kaldım. Ancak savcıya keşfi yapması konusunda telkinde bulundum. Bilahare savcı keşfi yapmaya gitti. Ancak keşif yapılırken bir araçtan silah atıldı bilgisi bana ulaştı. Burada da yaralılar olmuş. Savcı keşfi yarım bırakmak zorunda

kalmış. Bunun üzerine tekrar STÖ'lerle ilişki kurdum. Aynı gece halka keşfin yapılacağını anlattım. Şu anda bir kişi gözaltındadır. Diğer iki kişinin olaya karıştığına dair tanıklar henüz savcı tarafından dinlenmedi. Gözaltındaki şahsın kimliği tespit edildi. Bizim polis memurumuz değil. Hakkari nüfusuna kayıtlı biridir. Heyet kaymakama bu kişiler kimdir ve neden ilçenizdedir? Sizin personeliniz midir? Sorusunu yöneltmiş, kaymakam cevaben; "bu kişiler benim personelim değil, kim olduklarını bilmiyorum, neden ilçede bulunduklarını da bilmiyorum" demiştir. Heyet kaymakama ikinci olay diye tabir ettiğimiz ve savcının keşif yapması esnasında aracı ile gelip halkın üzerine ateş açtığı, bir kişinin ölümüne ve dört kişinin de yaralanmasına neden olduğu iddia edilen, isminin Tanju ÇAVUŞ olduğu ve görevinin ise ilçede uzman çavuş olarak bilindiği iddia edilen şüpheli ile ilgili bilgisini sormuş; Cevaben "kimliğini bilmiyoruz, bu konular savcılığın görevidir"demekle yetinmiştir.Heyet üçüncü olarak "Bu olaylar kamu personeli olmakla birlikte kontrolsüz veya hukuk dışı yöntemleri seçen güçler tarafından gerçekleştirilmiş olabilir mi? "sorusunu yöneltmiştir. Kaymakam cevaben "bize gelen bilgi eylemin PKK tarafından yapıldığıdır. Bu açıklamaları yapacak makam savcılık makamıdır." şeklinde konuşmuştur.

Harun AYIK ( ŞEMDİNLİ C. SAVCISI)

Harun AYIK anlatımında; "Halk sakinleşirse dışarı çıkıp çalışabilir, tanıkları belki olay yerinde dahi dinleyebiliriz. İlk başta güvenliğin sağlanmasını bekliyoruz. Pasaj içinde ve araç üzerinde inceleme yaptık. Araç jandarmaya aittir. Bombalı patlamaya sebep oldukları iddia edilen 3 kişi jandarma istihbarat görevlisidir ve görev amaçlı Şemdinli'ye gelmişlerdir. Henüz ifadelerini almış değiliz. Bu şahıslardan gözaltında olanın bombayı atıp atmadığı dahi henüz belli değildir. Araç pasajdan 70 m uzaktadır. Muhtemelen bunlar atmadılar.Nasıl tutuklayalım. Şahsın bombayı attığını gören yok. İkinci saldırıyı yapanın kimliği ise bellidir. Üç kişiden ikisinin kimliği hakkında ise bir bilgim olmadığı gibi bu kişilerin görevlendirildiğine dair de bilgim yok. Bu konu zaten acil de değil. İleride bakarız. Bu üç şahsın üçü de şüpheli konumundadır. Sadece biri göz altındadır. Aslında bu olayda yoğunlaşmış bir şüphe de yoktur. Şüpheli bile denemez aslında. Vatandaşın çok ufak bir iddiası var. Kaldı ki dosyada da bir delil yok." şeklinde konuşmuştur. Heyetimiz; ikinci olayı gerçekleştiren Tanju ÇAVUŞ adlı uzman çavuşun ifadesinin niçin alınmadığını sormuş ve savcı cevaben: "Biz ikinci olayı gerçekleştiren kişinin kimliğini bilmiyoruz." Şeklinde çelişkili beyanda bulununca bu kez heyetimiz; "Az önce bu şahsın kimliğini bildiğinizi söylediniz. Bu çelişki değil midir?" demiş, bunun üzerine savcı "bu halkın iddialarıdır" şeklinde cevap vermiştir. Heyetimizce bayramdan bir gün önce meydana gelen şiddetli patlamanın da aynı kişilerce gerçekleştirilip gerçekleştirilmediği sorulmuş ve cevaben: "Bu tür olayların aydınlatılması neredeyse imkansızdır. Dolayısıyla faillerinin bulunması zor görünmektedir" demiştir.

İSMİNİN RAPORDA AÇIKLANMASINI İSTEMEYEN ŞAHIS:

İsmini açıklamamızı istemeyen ancak bilgi ve görgüsünü heyetimizle paylaşmak isteyen bir kişi ise anlatımında : "Ben patlamayı gerçekleştirdiği iddia edilen kişilerin aracının yanında idim. Bagaj açıldığında içinden silah ve patlayıcı maddelerin dışında bir dosya çıktı. Bu dosya patlamanın meydana geldiği işyerinin sahibi olan Seferi YILMAZ'ın eskiden yargılandığı dosyanın fotokopilerini, şahsın önden, arkadan ve profilden çekilmiş fotoğraflarını, o gün meydana gelen patlamanın yerini gösteren bir krokiyi ve bayramdan bir gün önce ilçemizde meydana gelen patlamanın yer ve çevresini gösteren başka bir krokiyi de içeriyordu. Gördüğüm kadarıyla savcı bunları tesbit etti. Zaten tesbit esnasında kamera çekimi de yapılıyordu." şeklinde beyanda bulunmuştur.

Kerim KAÇAR (Silahlı tarama olayında yaralanıp Y.Ova Devlet Hastanesi'nde yatan şahıs) :

Heyetimiz Şemdinli dönüşünde Yüksekova Devlet Hastanesine uğrayarak yaralanan 4 kişiyle görüşme imkanı bulmuştur. Bu şahıslardan Kerim KAÇAR beyanında: "Ben 9 kasım da meydana gelen olayda çenemden ve karaciğerimden yaralandım ve bu yüzden hastanede yatıyorum. Ancak sizlerle paylaşmak istediğim çok önemli bir izlenimim daha var. Bayramdan önce meydana gelen ve 67 işyerinin zarar gördüğü ve çok sayıda kişinin yaralandığı gece ben çarşı içinde Fenerbahçe Schalke-04 maçını izlemekteydim. Dakika 63 idi. Çok şiddetli bir patlama sesi geldi. Çıktığımızda o korkunç patlamanın meydana geldiğini gördüm.Ancak daha maç başlamadan önce patlamanın meydana geldiği caddeden geçerken askeri gazinonun bomboş olduğunu görmüştüm. Oysa bu gazino her zaman için bu saatlerde, hele hele maç günlerinde tıklım tıklım olurdu. Kaldı ki gazinoda dev ekran bir televizyon da bulunmaktaydı. Aklıma askeri kesimin bu patlamadan haberdar olabileceği kuşkusu geldi. Aynı zamanda patlama yerinin görüş alanında olan evlerde ikamet eden askeri personelin de o gece aileleriyle birlikte başka yerlere misafir gitmiş olmalarını da manidar buldum. Dolayısıyla ben bayram öncesi gerçekleştirilen eylemin de bu şahıslar tarafından gerçekleştirildiğini düşünüyorum" şeklinde konuşmuştur.

HEYETİMİZİN YAPMIŞ OLDUĞU TESBİTLER:

Heyetimiz yapmış bulunduğu ayrıntılı araştırma ve inceleme sonucunda aşağıda belirtilen tesbitlere ulaşmıştır. Şemdinli'de 9 kasım günü meydana gelen olaylarda; 3 ayrı olayda ölüm

ve yaralanma meydana gelmiştir. İlkin; pasaj içindeki kitabevine yapılan bombalı saldırı olayında bir kişi ölmüş, bir kişi de yaralanmıştır. İkinci olarak; Araçta yakalanan şahısların emniyete götürülmesi sonrası emniyet önünde toplanan halkın üzerine ateş açılması sonucu iki kişi yaralanmıştır. Üçüncü olarak; savcı tarafından yapılan olay yeri incelemesi esnasında hızla halkın üzerine aracını süren ve Tanju ÇAVUŞ isimli uzman çavuş olduğu iddia edilen

kişinin silahlı saldırısı sonucu 4 kişi yaralanmış, bir kişi de ölmüştür. Savcının beyanına göre; 30.AK.933 plakalı araç Jandarma tarafından kullanılan bir araç olup bu araçta bulunan ve şüpheli konumunda olan üç kişi JİT ise görevlisidir. Sonradan halkın üzerine ateş açan şahsın kim olduğu halk tarafından ismen, ev adresi ve resmi ünvanı ile birlikte bilinmesine rağmen savcı bu kişinin kimliğini bilmediğini beyan etmiştir. Ancak savcının bu konudaki çelişkili beyanları heyetin dikkatinden kaçmamıştır.Her iki olayın hiçbir şüphelisinin ifadesini savcı alamamıştır. Şemdinli halkı olaylar akabinde güvenlik güçlerinin sanıkları serbest bırakması ve yakalamaması üzerine kamu otoritesine olan güvenini yitirmiş olup infial halindedir.

AYDINLATILMASI GEREKEN HUSUSLAR:

» Araçta yakalanan ve JİT görevlisi olduğu iddia edilen bu kişiler kendi iradeleriyle mi Şemdinli'ye gitmişlerdir? Araç ve jandarma personeli hangi amaçla Şemdinli'ye gönderilmiştir? Kaç kişi görevlendirilmiştir? Görevlendirmeyi kim yapmıştır? Bir örneği de tespitte hazır bulunan bir avukata verilen 'araç tespit tutanağına geçirildiği gibi bagajda saldırı düzenlenen işyerinin krokisi hangi amaçla bu JİT görevlileri tarafından kullanılmıştır?

» Aynı şekilde Seferi YILMAZ'ın yargılandığı eski dosyası ile fotoğraflarının araç bagajında bulunmasının sebebi nedir? Madem ki bu üç şahıs sadece oradan geçiyor idiyseler neden araçlarında bombalanan işyerinin krokisini, Seferi YILMAZ' ın önden arkadan ve yandan çekilmiş fotoğraflarını ve eski dosyasını taşıyorlardı?

» Delil karartma ihtimali kuvvetle muhtemel bulunmasına rağmen savcı neden şüphelileri derhal dinlememiştir? Savcının bu şüphelileri derdest etmesine engel nedenler var mıdır? Askeri güçlerin savcıya şüphelileri teslim etmediği iddiaları doğru mudur?

» İsmi bizde saklı olan şahsa dayanarak almış olduğumuz bilgilere göre; savcı tarafından tutulan Araç Arama Tesbit Tutanağı'nda yer alan, bayramdan bir gün önce meydana gelen ve 67 işyerinin tahribi ile çok sayıda kişinin yaralanmasına yol açan bombalı eylemin yapıldığı

yerin krokisi ile son bombalama olayının gerçekleştiği işyerinin krokisinin aynı araçta yer alması tamamen bir tesadüf eseri midir? Bunun izahı nedir? » Araçta yakalanan iki kişi ile sonradan halkın üzerine ateş açtığı iddia edilen kişi neden henüz göz altına alınmamıştır? Olaylar nedeniyle neredeyse tüm güvenlik güçleri ve savcı olay yerinde iken neden ateş eden bu kişi derhal yakalanmamış, takip edilmemiş kim olduğu bugüne kadar tespit edilmemiş veya savcıya bildirilmemiştir? » Bayramdan bir gün önce meydana gelen çok şiddetli patlamayı da mı aynı kişi ya da kişiler gerçekleştirmiştir? Bunun yanında uzun süreden beri meydana gelen benzer patlamalarda mı aynı kişi ya da kişilerce gerçekleştirilmiştir?

» Bombayı attığı iddia edilen kişinin kaymakam tarafından Hakkari ili nüfusuna kayıtlı bir şahıs olduğu iddia edilmiştir. Bu şahsın ayrıca itirafçı olduğu yönünde basında haberler yer almıştır. Bu husus doğru mudur? Doğruysa bu şahıs böyle işler için kullanılmakta mıdır? Bundan önce başkaca eylemlerde de kullanılmış mıdır?

» Görgü tanıklarının hemen tamamının benzer anlatımlarında geçtiği üzere patlamanın ardından halktan insanlar patlamanın olduğu yere yönelirken kamu görevlisi olan bu kişiler neden olay yerinden uzaklaşmaya çalışmışlardır? Bu ve benzeri olaylar karşısında kamu görevlisinden beklenen tutum bu mudur? Halkın yakalayıp polise teslim ettiği bu üç kişiden ikisi nasıl ve ne şekilde polisin elinden kurtulmuştur? Bu kişilerin JİT elemanı olması polisin onları serbest bırakmasını bir şekilde etkilemiş midir? Polisin bu kişileri savcıya götürmeden serbest bırakma yetkisi var mıdır? Yoksa bu yetkiyi savcıdan mı almıştır? » Araç bagajında bulunan el bombaları ve uzun namlulu silahlar JİT envanterinde kayıtlı mıdır? Bu kişilere teslim edildiği zimmet defterlerinde kayıtlı mıdır?

KANAAT:

Heyetimiz yapmış bulunduğu inceleme, araştırma ve etraflı görüşmeler sonucunda aşağıdaki kanaatlere ulaşmıştır : Şemdinli ilçesinde 9 Kasım 2005 günü meydana gelen patlama sonrası JİT görevlilerinin olay yerine gitmeleri gerekirken olay yerinden kaçmaya çalışmaları, görgü tanıkları Seferi YILMAZ, Muharrem TEKİN, Zeydan ÖZEL ve Tahir ERBAŞ'ın birbirini tamamlayan beyanları, araç bagajında el bombası, bol miktarda mermi ve üç adet kaleşnikof bulunması, şüphelilerden birinin polis ile birlikte gitmek yerine kaçmayı tercih etmesi, işyerine saldırı düzenlenen kişinin PKK üyeliğinden hapis yatmış biri olması, savcı tarafından tutulan araç tespit tutanağına geçirildiği gibi bagajda Seferi YILMAZ'ın işyerinin krokisinin

bulunması bütün şüpheleri bu üç görevli üzerinde yoğunlaştırmaktadır.Araç Tesbit tutanağına da geçirildiği gibi; araçta bayramdan bir gün önce meydana gelen ve 67 işyerinin tamamen tahrip olması ve çok sayıda kişinin yaralanması ile sonuçlanan bombalama eyleminin gerçekleştiği yerin krokisinin de çıkması bu eylemin de aynı kişi ya da kişiler tarafından gerçekleştirildiği yönünde ciddi anlamda kuşku yaratmış bulunmaktadır. Bu olay devlet içinde hukuk dışı hareket eden bir grubun halen aktif olduğu kanaatini doğurmuştur. JİT görevlileri bu tür faaliyetlerinde daha önce suça karışmış itirafçı tabir edilen şahısları halen kullanmaktadırlar.

SONUÇ:

Heyetimiz sivillere yapılan saldırı sonucu meydana gelen olaylarda yaşam hakkı'nın ihlal edildiği, vücut bütünlüğüne saldırıların olduğu, mülkiyet hakkının zarar gördüğü sonucuna varmıştır. Şemdinli halkı olaylar akabinde güvenlik güçlerinin sanıkları serbest bırakması ve yakalamaması üzerine kamu otoritesine olan güvenini yitirmiş olup infial halindedir. Bunun giderimi ve güvenin yeniden tesisi için mümkün olan mekanizmalar ivedilikle harekete geçirilmelidir. Bu sebeple heyetimiz raporun sonuç kısmında iki önemli çağrı yapmayı uygun bulmuştur: Bu olayı araştırmakla ilgili olarak TBMM tarafından derhal bir Meclis Araştırma Komisyonu oluşturulmalıdır. Aksi taktirde olayın niteliği itibariyle delillerin karartılması ihtimali oldukça yüksek görünmektedir. Şemdinli C. Başsavcısının tek başına bu olayın üstesinden gelemeyeceği kanaati hasıl olduğundan Adalet Bakanlığının bu olayla ilgili ayrı bir savcı görevlendirmesi önerilir. Başbakan, Adalet Bakanı, İçişleri Bakanı ve Genel Kurmay Başkanı'nın olayın ciddi şekilde araştırılacağı yönlü kamuoyunu tatmin edici açıklamalar yapması gerekmektedir.

» İHD Genel Yönetim Kurulu Üyesi Av. Abdulvahap ERTAN,

» MAZLUMDER Genel Yönetim Kurulu Üyesi ve Van Şube Başkanı Av.Abdulbasit BİLDİRİCİ,

» İNSAN-DER Başkanı M. Yasin HASKANLI,

» Çağdaş Hukukçular Derneği Van Şube Başkanı Av. Murat TİMUR,

» Hakkari Esnaf ve Sanatkarlar Odaları Birliği Başkanı Arif KOPARAN,

» İHD Van Şube Başkanı Av. Cüneyt CANİŞ,

» MAZLUMDER Van Şubesi Başkan Yardımcısı Abidin ENGİN,

» İHD Hakkari Şube Başkanı Necibe GÜNEŞ,

» KESK Şubeler Platformu adına SES Şube Başkanı Ahmet EDİŞ,

» MEMUR-SEN Hakkari İl Başkanı Abdulcebbar YAKAR

»Hakkari ÖVDER Başkanı Übeydullah DÜNDAN

OLAY YERİ İNCELEME ÇALIŞMALARINDA BİLİMSELLİK VE HUKUKİLİK.

OLAY YERİ İNCELEME ÇALIŞMALARINDA BİLİMSELLİK VE HUKUKİLİK.






Ziyaettin KAYGUSUZ*



GİRİŞ

Suç ve suçlularla yapılan mücadelede, soruşturmanın en önemli ve
teknik kısmını olay yeri inceleme çalışmaları oluşturur. Bu
çalışmalardaki başarı, adalet sistemini olumlu veya olumsuz olarak
doğrudan etkilemektedir. Olay yerinin korunması, usulüne göre
inceleme yapılması ve kriminal değerlendirmede, çağımız polisinin
kullandığı araç-gereç, mevzuat, teşkilatlanma, teknik ve eğitimli
uzmanların yetiştirilmesi gibi konular öne çıkmaktadır

Suç işleyen kişinin sorumluluk derecesini maddi delillerle tespit
etmek, şüphe bulunanların masumiyetlerini kesin olarak belirlemek,
işlenen suçun aydınlatılmasına yardım edecek maddi delillerin
bulunması, olay yerinde yapılan teknik ve kriminal çalışmalar
sonucunda ortaya çıkar. Burada yapılacak bir hata örneğin delilin
bulunmaması, hasara uğratılması, iyi korunamadığından kaybolması,
değiştirilmesi sonucunda bir çok olumsuzluğun da meydana gelmesine
neden olur.

Ceza yargılamasında hukuk sitemimiz serbest delil sistemini kabul
etmiştir. Bu nedenle olay yerinde, yakın çevresinde, şüpheli kişiler
ve eşyaları üzerindeki her şey delil olabilmektedir. Yapılacak arama
ve araştırma işlemlerinde, suçun iz ve delillerinin elde edilmesine
çalışılır. Olay yeri inceleme görevlilerince elde edilecek bu
deliller, Anayasamızın 138/1 ve CMUK-217/1 maddesinde belirtildiği
gibi vicdanı delil sistemine göre hakim bunları değerlendirecektir.

Hazırlık soruşturması içerisinde delillerin toplanması, suçun
işlendiği yerin kentsel veya kırsal alan olup olmamasına bağlı
olarak Polis veya Jandarma tarafından yapılmaktadır. Soruşturmanın
etkin ve verimli olarak yapılabilmesi için arama, elkoyma gibi bir
takım yetkilerle kolluğun donatılması kaçınılmaz olmaktadır[1].

Bu çalışma, Avrupa Birliğine giriş sürecindeki ülkemizde, polisin
belirlenen kriterlere göre yeniden oluşturulmasında belki de en çok
yatırım yapılan birimlerin başında gelen Olay Yeri İnceleme ve
Kimlik Tespit Şubelerinin, teknik, hukuki ve bilimsel çalışmalarına
belli ölçüde ışık tutması amacıyla ele alınmıştır.

I. OLAY YERİ İNCELEME ÇALIŞMALARINDA GENEL BİLGİLER

1. Olay Yerinin Tanımı, İncelenmesi ve Korunması

Doğa güçlerinin etkisiyle veya insan davranışı sonucu ortaya çıkan,
oluşan durum, ilgiyi çeken veya çekebilecek nitelikteki her türlü
hadiseye olay denir. Bunlardan, sonuçta kendilerine hukuki bir
müeyyide tanınanlara hukuki olay denir.

Olayın işleniş tarzının, mağdur ve suç sanıklarının ilişkisinin
saptanabildiği dinamik bölgeye "olay yeri" denir. Olay yeri, olayın
başlangıcı, takibi ve sonucunda geçtiği mekanları kapsar. Olayın
işleniş tarzını, yöntemini, olayı işleyenlerin hareket tarzını,
olaya ait iz ve bulguları içerir. Ayrıca, olay yeri suçun işleniş
şeklini, suçtan zarar göreni suç sanıklarının olay karşısındaki
sorumluluk derecelerini net olarak belirler.

Olay yeri incelemede, suç delillerinin veya suça konu olabilecek suç
eşyasının bulunması, suç-fail-mağdur-alan ilişkisinin belirlenmesi
için yasa gereği yapılan arama ve tarama işlemleridir. Bir başka
ifadeyle "olay yeri inceleme"; meydana gelen olaylarda incelemeler
yaparak iz, eser, emare ve delil gibi suç unsurlarının bulunup
bulunmadığını araştırma, varsa bunları bilimsel ve teknik yöntemler
kullanarak tespit edip belgeleme, toplama, ambalajlama ve
değerlendirilmek üzere ilgili birimlere gönderme işlemine
denilmektedir.

Olay yeri incelemesindeki temel amaç, maddi hakikate ulaşmada,
işlenen suçun aydınlatılmasına katkıda bulunacak maddi delillerin
bulunması, niteliğinin tespiti ve korunmasıdır. Mevzuat ve
uygulamalara bakıldığında; olay yeri inceleme çalışmaları, polisin
adli görevleri içerisinde yer aldığı, meydana gelen hukuki bir
olayda, olay-fail-mağdur-mekan arasında irtibatı
sağlayacak "araştırma faaliyeti, arama ve el koyma işlemi veya bir
koruma tedbiri" olduğunu söyleyebiliriz.

Arama, araştırma ve el koyma konusunda mevzuata bakıldığında ise bu
konunun başta Anayasa olmak üzere, TCK, CMUK, PVSK gibi bir çok
kanunun yanı sıra Adli ve Önleme Arama Yönetmeliği, Polis Adli
Görevlerinin Yerine Getirilmesinde Delillerin Toplanması, Muhafazası
ve İlgili Yerlere Gönderilmesi Hakkında Yönetmelik, Suç Eşyası
Yönetmeliği ve Emniyet Teşkilatı Parmak İzi Teknik Hizmetleri
Yönetmeliği gibi bir çok kanun, tüzük ve yönetmelikte yer aldığı
görülmektedir.

Delil kaynaklarının yok olmasını veya şüphelinin kaçmasını önlemek
için olay yeri olduğu gibi korunur, kolluğun, savcının teftişine,
hakimin keşfine hazır tutulur. Suçta kullanılan eşya muhafaza altına
alınır veya elkoyma işlemi yapılır[2]. Kolluk suçu öğrenince,
delillerin karartılmaması için gerekli tedbirleri alır. Bu
tedbirler, sadece meydanda olan iz ve deliller değil, olayla ilgili
çıplak gözle görülmeyen delillerinde olabileceği yerleri de
kapsamalıdır.

Olay yeri, hem delillerle hem de tehlikelerle dolu bir yerdir. Olay
yeri ve yakın çevresinde, insan sağlığını tehdit eden bir çok
fiziksel-kimyasal ve biyolojik zararlılar bulunabilmektedir. Bu
nedenle personelin ve adli soruşturmanın bir çok yönden zarar
görmemesi için olay yerinin zamanında korunması[3] ile hem delil hem
de insan sağlığı büyük oranda korunmuş olacaktır[4].

2. Olay Yerlerinde Tespit Edilecek Delilin Tanımı, Özellikleri ve
Çeşitleri

Bir hukuki ihtilafı çözmeye veya suç fiilini ispata yarayan ve
ikamesi hukuk tarafından yasaklanmamış her şeye (canlı-cansız,
yazılı-sözlü) "delil veya ispat vasıtaları" denilmektedir. Ceza
yargılamasında gerçeğin bulunmasına yardımcı araçlar olarak deliller
oluşturacaktır[5].

Olay yerinde tespit edilen deliller, hazırlık soruşturmasında suçun
ve suçlunun tespit edilip yakalanması, mahkeme aşamasında bu
verilere dayanılarak suçun aydınlatılmasını, masumların aklanmasını
ve suçluların ceza almasını sağlamak için önemlidir.

Delil ile delilin muhtevası aynı şeyler değildir. Delil kaynağı ile
delil de farklı şeylerdir[6]. Delil önce hazırlık soruşturması
sırasında bir "şüphe sebebi" olarak ortaya çıkar. Daha sonra bu
şüphe sebebinin bir "delil" olarak mahkemeye sunulur. Hukuka aykırı
elde edilmiş olsa dahi bu şüphe sebeplerinin mahkemeye sunulması
gerekir[7].

Uyuşmazlık konusu olayı temsil eden, akla, maddi gerçeği ve hukuka
uygun her türlü ispat vasıtasına "delil" denilmektedir[8].
Delillerin Özellikleri[9] genel olarak şu şekilde açıklanabilir;

 Toplanan deliller kanuna aykırı olmamalıdır.

 Akıl ve mantık kurallarıyla bağdaşmalı, müşterek ve gerçekçi
olmalıdır.

 Çözümü gereken olayı temsil edici olmalıdır.

Maddi delil ise, işlenen suçun yeniden canlandırılmasına, failin
kimliğinin tespitine yarayan fail-mağdur-olay yeri arasındaki
ilişkinin tespitine yarayacak ve soruşturma sırasında yada mahkemede
delil olarak kullanılabilecek herhangi bir nesne veya ize verilen
isimdir.

Ceza Muhakemesinde maddi gerçek ve serbest kanaat arandığından,
hakime tahkikatı, yani gerçeğe uygun olanı gösterecek her şey delil
olabilir. Ancak, bu sınırsız değildir. Çünkü toplanan delillerin
hukukilik ve bilimsellik içersinde gerçekçi, akılcı, olayı temsil
edici gibi özelliklere sahip olması gerekir[10]. Deliller, CMUK-217.
maddesinde de belirtilen bir yapıyı içermeli; ikamesi lüzumlu,
maksada elverişli, işi uzatma niyetiyle ileri sürülmemiş olmalıdır
[11].

Delillerin değerlendirilmesi, bir başka ifadeyle takdir edilmesi de
önemlidir. Çünkü, mevcut deliller çok defa olayın bütününü değil,
bir bütünün bir veya birkaç parçasını temsil eder. "Delillerin
değerlendirilmesi" nde hukukilikten başka iki yöntem[12] kullanılır.

a.Delillerin sağlamlık bakımından değerlendirilmesi; Elde edilen
delilin sağlamlığı ve bir değer ifade edip etmediğinin
belirlenmesidir. Deliller, tek başına ve birlikte değerlendirme
yapılarak bir sonuç çıkartılır. Eğer bir delil bütün ile
bağdaşmıyorsa, delil o olayı temsil etmiyor demektir.

b.Delillerin bütün olarak değerlendirilmesi: Bir olayla ilgili
bütünü oluşturan parçaların tamamını bulmak çok enderdir.
Boşlukları, sabit olan olay parçalarına dayanarak, yani dolayısı ile
sabit görmemiz de mümkündür. Delilleri ek değerlerini bir araya
getirilerek müşterek noktaları aranır ve bir bütün içerisinde
değerlendirme yapılır.

Delil Çeşitleri[13] ise;

 Beyan delilleri; Kişi (tanık, sanık, müşteki, mağdur, davacı),
beyan ve ifadeleri. Bu delillerin tespiti genellikle savcılık veya
soruşturma birimlerince yapılır.

 Belge-vesika delilleri; Yazılı nitelikte olanlar, şekil tespit
eden belgeler (planlar, krokiler, resimler) ses ve görüntü içerenler
(CD, video-kamera), adli tabip raporları, bilirkişi raporları.

 Belirti (emare-iz) delilleri; Olay yerinde ele geçen parçalar,
izler, işaretler gibi.

Olay yeri veya ilintili yerlerde elde edilen "bulgu ve iz[14]"
çeşitleri olayın türü, oluş şekli ve ortamına göre
değişebilmektedir. Suç aleti veya kol gücü gibi araçlarla
oluşan "zorlamadan doğan izler"; kişilerin dokunmaları ile oluşan
parmak izi, ayak izi, diş izi gibi izlerin yanında elbise veya
taşıdığı cisimlerin temasları veya sürtünmeleri sonucu delil
transferi ile meydana gelen "temastan doğan izler" ve olay esnasında
faillerin üzerine buluşan çamur, boya, kan gibi "lekeler" olay
yerleri ve failler üzerinden en çok elde edilen bulgulardır.

Delilleri; sabit-seyyar delil, kesin-şüpheli delil, kalıcı-geçici
(bozulabilen) delil olarak ta belirtebiliriz. Belirtilerin en büyük
özellikleri, ispat konusunda doğrudan doğruya delillerle
desteklenmeye ihtiyaç göstermelerinde yol açar[15]. Delil konusu
aşağıda ayrıntılı olarak incelenecektir.

II. OLAY YERİ İNCELEME ÇALIŞMALARINA HAKİM OLAN BAZI İLKELER

1. Adil Yargılanma İlkesi (Dürüst İşlem İlkesi)

Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesinin 6. maddesine göre,
sanığın "dürüst yargılanma" (fair trail) hakkı vardır. Davanın
kanunla kurulan, bağımsız ve tarafsız mahkeme önünde, makul sürede,
açık ve aleni duruşma yapılarak görülmesi gerekir. Sanık hakları
adil yargılanma hakkından doğar[16]. Ülkemizde de "Adil Yargılanma
İlkesi"ne Anayasanın 36. maddesi ile Ceza Muhakemesi Kanununun 38.
maddesinde yer verilmiştir.

Sanığın adil yargılanma hakkı, delillerin güvenilir olmaması
durumunda mahkûmiyet kararı verilmemesini gerektirir; güvenilir
olmayan delil büyük bir ihtimalle yanlış mahkûmiyet kararına yol
açacaktır. Yanlış mahkûmiyet kararı verme riskini azaltmak için
güvenilir olmayan delillerin hükme esas alınmaması gerekir[17].

Olay yeri inceleme bir araştırma ve koruma tedbiri olarak delil elde
etmeye yöneliktir. Delillerin araştırılması yasal ve ahlaki olmalıdır
[18]. Delillerin kendine özgü özellikleri bulunur. Bunlardan biride
de delillerin araştırılmasında doğruluk kurallarının önemidir. Delil
toplama esnasında şüpheli veya sanık aleyhine hileli ve dürüst
olmayan yöntemlerin önlenmesi, ancak adil yargılanma (dürüst işlem)
ilkesine uymakla sağlanabilir [19]

Adil Yargılanma İlkesi, delillerin toplanmasında başvurulan
işlemlerin ve kullanılan yöntemlerin insanın onurunu, adaletin
saygınlığını zedelememesidir. Bu nedenle, bu ilke arama ve araştırma
bakımından son derece önemli bir ilkedir. Delillerin serbestçe
aranması ve toplanması kuralını yakından ilgilendirdiğinden maddi
gerçeğin araştırılması ilkesinin bir yansımasıdır.

2. Maddi Gerçeğin Araştırılması İlkesi

Ceza yargılamasında amacı, maddi gerçeğin araştırılması ve gerçeğin
ortaya çıkartılmasının yanında adaletin gerçekleştirilmesi ve hukuki
barışın sağlanmasıdır[20]. CMUK m.160'de savcı, işin gerçeğini
araştırmakla görevli kılınmıştır. Savcı araştırma ve maddi gerçeği
ortaya çıkarmak için emrinde olan kolluk(teknik ve soruşturma
polisi) güçlerinden yararlanır.

Maddi gerçeğin araştırılmasında şekli gerçekle yetinilmemesi ve
maddi gerçeğin araştırılması zorunluluğu, delil serbestisi esasını
getirmiştir. Bu ilke, maddi gerçeği arayan yargılamada her şeyin
delil olabileceğini ifade eder. Bu ilke, delile her ne pahasına
olursa olsun şeklinde ulaşılması gerektiği şeklinde anlaşılmamalıdır
[21]. Çünkü, maddi gerçeğin araştırılması için hukuk dışı yollarla
yapılacak delil araştırma işlemleri dürüst ve adil olmayacağı gibi,
ceza yargılamasında da delil değeri taşımayacaktır (AY-38, CMUK-148,
206).

Ceza Yargılaması Hukuku, bir hukuk dalı olarak sanığın hak ve
menfaatlerini de koruyacaktır. Bu nedenle hem fertlerin hem de
toplumun menfaatlerini korumak gerçeği araştırmakla mümkün olur.
Ceza yargılamasında yargıç, gerçeğin şekline değil, maddesini yani
maddi gerçeği araştırır. Bu nedenle ceza hakimi, tarafların ileri
sürdükleri delillerle yetinmediği gibi delil diye ileri sürülenlerin
hakikaten delil değeri olup olmadığını da araştırır[22].

3. Yargılamanın Çabukluğu İlkesinin Gerçekleştirilmesi

Bu ilke ile ilgili, Anayasa (m.141/son) yargılamada çabukluk
ilkesini kabul etmiş ve yargılamanın kısa sürede sonuçlandırılması
amaçlanmıştır. Örneğin; Yakalama ve tutuklamada (CMUK-90, 100)
sanıkların yargıç önüne çıkartılmalarını saat hesabıyla, istinaf
(CMUK-272) ve temyiz süresini (CMUK-286) gün hesabıyla
belirlenmiştir. Ayrıca, İnsan Hakları Avrupa Sözleşmesinde (m.6/1)
herkesin davasının uygun bir sürede tamamlanmasını öngörmektedir.

Aslında bir duruşmanın bir tek oturumda tamamlanması ve son kararın
verilmesi yasanın başlıca amacıdır[23]. Yargılamanın çabukluğu
ilkesinin zamanında gerçekleştirilebilmesi için, olay yerinde
yapılacak çalışmalarda elde edilecek deliller bu süreçteki en önemli
aşamayı oluşturacaktır.

Bugün yalnız Türkiye'de değil, fakat çoğu ülkede ceza adaletinin
çabuk gerçekleşmediği, mahkemelerin işleri kısa sürede
sonuçlandıramadıkları konusunda şikayetler vardır[24]. Anayasamızın
(m. 141/son) de ifade edilen yargılamanın çabukluk ilkesinin
gerçekleştirilmesinde en önemli safhayı olay yeri inceleme ve
araştırma faaliyetlerinin zamanında, teknik ve bilimsel usullerle
yapılmasının olduğu görülmektedir.

Ülkemizdeki uygulamada, savcı soruşturmayı polise havale etmekle
yetinmekte, sonunda da sadece sonuç çıkarmaktadır. Bunun nedeni
olarak da, savcının suç araştırmasına ilişkin kriminalistik
bilgilerden yoksun olmalarıdır. Savcı teknik ayrıntılarını bilmediği
bir işte polisi idare edemez[25] şeklinde değerlendirmeler
yapılmaktadır.

III. KOLLUKTA OLAY YERİ İNCELEME GÖREVİNİN NİTELİĞİ

Olay yeri inceleme çalışmalarını yapan polis, suçun işlenmesinden
sonraki adli görevle ilgili görevi olup, fiile ve faile ilişkin
olarak suçun ve suçluların araştırılması, "delillerin toplanıp
korunması"[26] gibi işlemleri kapsamaktadır.

Suç işlendikten sonra işlenmiş olan suçun meydana çıkartılması için,
kolluk araştırmalar yapar. Bilgi edindikten sonra "suçun iz ve
delillerinin araştırılmasına" başlanır[27]. Bu açıdan suçun
işlenmesi ile başlayan polisin çalışmalarında belirtilen görevleri
yapan olay yeri inceleme görevlileri, polisin adli görevini yerine
getirmektedirler.

"Olay yerindeki sessiz tanıkların bilimsel olarak konuşturulması"nın
[28] sağlanması için teknik ve hukuki olarak çalışan polisin,
savcının emrinde ve koordineli bir şekilde olay yerlerinde
çalışmaları gerekir. Çünkü, bir suçla ilgili ceza yargılama süreci
içindeki olay yeri inceleme, polisin adli görev safhasında yer
aldığından, amiri savcıdır(CMUK-164, 165).

Parmak İzi Teknik Hizmetleri Yönetmeliğinin 1. maddesinde
Şubenin,"... adli, idari ve siyasi soruşturmalar sırasında adli ve
ilgili mercilere teknik yönden yardımcı..." olmakla görevlendirilmiş
olup, suç ve suçlularla mücadelede teknik yönden çalışmaları
yapmaktadır.

Polisin adli ve idari görevleri ile ilgili iki görev arasında bir
sınır koymak zordur[29]. Adli görev yapan teknik polis, olaylarla
ilgili yapmış olduğu araştırmalarla ilgili, koruma tedbirlerinden
arama ve elkoyma işlemlerini yapmaktadır. Şüpheli veya sanığı
yakalama görevini soruşturma birimleri yapmaktadır. Bu nedenle; Olay
yeri incelemesi,"polisin adli görevinin" bir bölümü olduğunu
söyleyebiliriz.

IV. OLAY YERİ İNCELEME İŞLEMLERİ

1. Doğrudan Doğruya Araştırma

Araştırma işlemlerinin bir kısmını doğrudan doğruya araştırma
işlemleri oluşturur[30]. Yargılamada, uyuşmazlığı çözen organ olarak
mahkeme ya da yargıcın, bir sonuca ulaşırken, bir fiil ispat edilip
edilmediği konusunda çözüm ararken, delillerle bizzat temasa
geçilmesini, araya herhangi bir engel girmeden bunları elde etme ve
değerlendirmesi olarak ifade edilir[31]. Yasada bu ilke "Hâkim,
kararını ancak duruşmaya getirilmiş ve huzurunda tartışılmış
delillere dayandırabilir. Bu deliller hakimin vicdani kanaatiyle
serbestçe takdir edilir"CMUK-217/1) denerek açıklanmıştır.

Araştırma işlemlerinin bir kısmı, kişilerin bilgilerine başvurma
dışında kalır. Buna doğrudan doğruya araştırma denir ve
bunlardan "teftiş, arama, teknik bulgu elde etme[32]" ve el koyma
konuları ile araştırma ve koruma tedbirleri, olay yeri inceleme
işlemlerini yakından ilgilendirmektedir.

Hazırlık soruşturmasında, savcı ve onun emrindeki makam ve
görevliler gerçeği ortaya çıkarmak için her türlü işlemi yapmak
yetkisine sahiptirler (CMUK-161). Delilleri elde etmek ve korumak
amacı ile uygulanabilen yakalama, arama, elkoyma gibi araştırma ve
koruma tedbirleri belli şartlara bağlanmış, araştırma ve kovuşturma
organlarının yetkileri sınırlandırılmıştır[33]. Delil elde etmenin
sınırları, hukukun genel ilkeleriyle veya yasalarla kabul
edilmiştir.

Olay yeri incelemede araştırma araması; sanığın yakalanması, suçun
izlerinin takibi veya hakkında ceza kovuşturması açılmış olan bir
fiile ilişkin olarak delil bulmak için yapılan aramadır (CMUK-116,
117). Delil olmaya elverişli olan eşya (izler de dahil) ya muhafaza
altına alınır(CMUK-123/1) veya kişinin rızası yoksa elkonulabilir
(CMUK-123/2).

2. Meydanda Olanların İncelenmesi; Teftiş

Delil olabilecek şeyleri arayıp bulmak için yapılan araştırmanın bir
diğer çeşididir. Göz kulak olma yaygın sahada yapıldığı halde,
teftiş, derinliğine yapılan bir araştırmadır. Meydanda olmayanların
meydana çıkartılma muamelesine "arama" denilir. Teftişe "belirleme"
de denmektedir. Teftiş organları, kolluk amir ve memurları, savcılar
ve teftiş ile yetkili kılınan kimseler, özellikle müfettişlerdir[34].

Olay yerlerinde, normal bir insanın görebileceği iz ve deliller
olabileceği gibi, çıplak gözle görülemeyen delillerde
bulunabilmektedir. İşte, bu delilleri usulüne göre olay yerlerinde
elde edilmesinde teknik personelin eğitim durumu, araç ve gereçleri
önem taşır.

2.1 Yer ve Eşyanın Teftişi

Belli bir yerin, belli bir eşyanın özellikle suç yerinin ve orada
bulunan eşyanın durumunun esaslı surette araştırılmasıdır. Hakim,
hatta savcı olay yerine derhal gelebilecekse, kolluk durumu olduğu
gibi muhafaza etmekle yetinmelidir. Bu kişiler gelinceye kadar
koruma mümkün değilse, kolluk teftişini yapmalıdır, çünkü teftiş,
geciktirilemeyen tedbir (CMUK-161/2) mahiyetini almıştır[35].

Olayın meydana geldiği yerin tespiti önemlidir. Çünkü, olayla ilgili
suç aleti, eşya ve diğer deliller burada bulunmaktadır. Olay yeri
inceleme, adlı tıp ve kriminal birimlerin yaptıkları teknik
çalışmalar, olay yeri-fail-mekan üçgeninin irtibatlandırılması
esasına dayanır. Olay yerlerinden elde edilen her türlü fiziksel,
kimyasal ve biyolojik delillerin değerlendirilmesi bu amaca hizmet
eder.

2.2 İnsan Teftişi

İnsan teftişi, muayene diye adlandırılmaktadır. İnsan ölmüş ise,
muayeneyi hekim huzurunda hakim yapacaktır. Canlıların da muayenesi
gerekebilir. Parmak izi alma ve fotoğraf çekme de muayene kavramına
girer. Basit muayenede arama hükümleri arama hükümleri kıyas yolu
ile uygulanmalıdır. Bunun dışındaki muayeneler teknik ve ihtisas işi
olduğundan, muayene bilirkişiye yaptırılacak ve bu işi de keşif
hükümlerine göre hakim yapacaktır[36].

Vücudun incelenmesi, vücutta üst aramasından farklı olup, şüphe
sebebi veya delil elde etmek amacı ile, bir insanın vücut
özelliklerinin sistematik bir şekilde araştırılması demektir[37].
Çünkü olay yerlerinde fail tespitine yönelik olarak alınan vücut
sıvıları, günümüzde delilden faile gidilmesinde öne çıkan
yöntemlerden biridir.

Ceza Muhakemeleri Kanununa göre, bir suça ilişkin delil elde etmek
için şüpheli veya sanığın bedeni üzerinde tıbbi muayenesi
yapılabilmesine ya da vücuttan kan, saç, tükürük, tırnak, cinsel
salgı gibi örnekler alınabilmesine Cumhuriyet Savcısı veya mağdurun
istemiyle ya da resen hakim veya mahkeme tarafından karar
verilebilecek. Bu müdahaleler, ancak doktor tarafından ya da doktor
gözetiminde sağlık mensubu diğer kişilerce yapılabilecektir(CMUK-
75/1).

Tıbbi muayenenin yapılabilmesi veya vücuttan örnek alınabilmesi için
müdahalenin kişinin sağlığına zarar verme tehlikesinin bulunmaması
gerekecek. Üst sınırı 2 yıldan daha az hapis cezası gerektiren
suçlarda kişi üzerinde beden muayenesi yapılmayacak, kişiden kan,
saç, tükürük, tırnak, cinsel salgı gibi örnek alınamayacaktır(CMUK-
75/2,3).

Olay yerinde çalışan teknik personelin, beden muayenesi, örnek alma
ve insan teftişi konularında, yoruma yer vermeyecek şekilde bir
yasal düzenlemeye ihtiyaç olduğu açıktır. Çünkü, son mevzuat
değişiklikleri ile uygulayıcı olan poliste bir çok tereddütler
bulunmaktadır. Son yapılan Ceza Muhakemeleri Kanunu 75 ve devamı
maddelerdeki düzenleme, olumlu bir gelişmedir.

2.3. Kimlik Tespiti

Kimlik tespiti, fail tespiti kadar önemlidir. Çünkü bir olayla
ilgili yapılacak kimlik tespiti olayın seyri ve şüpheli kişilerin
aranmasında önemli rol oynar. Olayın; adiyen, profesyonel veya
organize şeklinde mi işlendiği konusunda, şüphelilerin kimlikleri
arşivdeki geçmiş bilgilerinden de yararlanarak tespit edilmesi, suç
ve suçlularla mücadelede adli makamlar ve kolluk güçlerince yapılan
çalışmalarına ışık tutar.

Karakola getirilen şüphelinin adı ve hangi suçtan dolayı yakalandığı
kayıtlara geçirilir, resmi çekilip, parmak izi alınabilir(PVSK-5).
Çünkü salıverilen kişinin aynı suçtan dolayı tekrar yakalanması
kabul edilmemiştir (CMUK-91/5). Savcı tarafından gönderilen tahkikat
evrakının[38], o kişinin sanık veya mahkum olduğunu göstermesi ve
suçun ağır hapis cezasını gerektiren suç veya tüzükte sayılan
suçlardan biri olması halinde mümkündür (PVSK-5).

Kolluğun kimlik sorması ile kimlik tespit etmesi arasında fark
vardır. Kimlik tespit etme, o kişinin polis kayıtlarına geçirilmesi,
yaygın ifade ile fişlenmesidir[39]. Polisin kimlik belirlemek amacı
ile kişiyi gözaltında tutabileceği azami süre bizde 24 saattir (PVSK-
17).

Ölünün kimlik tespiti, eğer kimliği belli ve yakınlarınca teşhis
edilmesi hallerinde bir sorun bulunmamaktadır. Ancak, kimliği belli
olmaması veya tanınmaması hallerinde kimlik tespit çalışmaları,
parmak izi, DNA, fotoğraf, dişler veya eşkal özellikleri ile
giysilerinden yararlanarak yapılabilir.

Ölünün, otopside belli olması amacı ile, cesedin nasıl bir kimseye
ait olduğu, yaş, cinsiyet, boy, ağırlık, yüz ve vücut görünüşü,
anormallikler gibi özelliklerinden yararlanarak kimlik tespiti
yapılabilir. Ayrıca, ölüm zamanının tayini için de ölü lekeleri,
travmatik belirtiler ve şekilleri, soğuma, ölü katılığı ve tefessüh
derecelerine göre vb tespiti yapılabilmektedir[40].

3. Meydanda Olmayanın Araştırılması; Arama

Arama, teftişten farklı olarak, meydanda olmayanın, saklının
araştırılmasıdır. İnsan muayenesinde, kandaki alkolemi derecesini
tayinde olduğu gibi meydanda olmayanların meydana çıkarılması
biçimlerinde yani arama durumunda olanları da vardır. Bir koruma
tedbiri olduğundan, gecikmede tehlike ve haklı görünüş ön şartlarına
ihtiyaç vardır[41].

Arama, ceza yargılamasını amacına ulaştırmak için, suç şüphesi
altındaki kişilerin, suç delillerinin ve müsadereye tabi nesnelerin
elde edilmesi amacıyla, konutta, başka kapalı yerlerde ve kişilerin
üzerlerinde yapılan işlemdir, bir araştırmadır. Arama, bu amaçlara
hizmet eden ve "gizli olan"ın bulunmasını hedef alan bir faaliyettir
[42]. Arama tedbirine başvurulması esnasında ve sonrasında, hukuk
devleti, insan onurunun dokunulmazlığı, özel hayatın gizliliği,
konut dokunulmazlığı, dürüst işlem ve maddi gerçeğin araştırılması
gibi ilkeler göz önünde tutulur[43].

Maddi gerçeğin araştırıldığı ceza muhakemesinde, bir fiilin suç olup
olmadığını ispata yarayan araçlar olan deliller, şüphenin
yenilmesini sağlar. Bu nedenle arama, delillerin toplanması ve
böylece failin o suçu işleyip işlemediğinin ispatlanmasına hizmet
eder.

Arama, şüpheli veya sanığın yakalanması ve/veya delil olarak el
konulabilecek şeylerin ele geçirilmesine yönelik olduğundan,
yakalama ve el koyma şeklinde iki amacı vardır. Arama bu amaçlardan
birisine veya ikisine yönelik olabilir[44].

Delillerin karartılmaması için olay yerinde zamanında gerekli
tedbirleri alınmalıdır. Alınacak bu önlemler, sadece meydanda olan
iz ve eserlerin, geniş bir tabirle delillerin kaybolmasına mani
olmak değildir. Meydanda olmayan delillerin de gecikmeden meydana
çıkarılması gerekebilmektedir. Çünkü aramadan zaman geçince bazı
deliller, bozulabilir kaybolabilir veya değişebilirler.

Olay yerlerinde yapılan arama çalışmalarında, kayıp bir cesedi
aramanın çok farklı yolları vardır. Bu yollar içerisinde en etkin
olan Kadavra Köpeklerinin kullanılmasıdır. Köpekler, içgüdüsel
olarak gömdüğü kemiği aramak üzere kullandığı temel prensipleri,
kendisine tanıtılan ceset kokusunu aramakta da kullanırlar. Kadavra
köpekleri, insanlardan en az 44 kat daha iyi koku aldıkları
söylenmektedir. Kayıp ceset, açık, geniş ve sarp alanda olması
halinde bulma zorluğu ortadadır[45].

Olay yerinde maddi gerçeğin araştırmasında çalışan teknik
personelin, vücut sıvıları, parmak izleri, çeşitli sıvı ve mayı
örnekleri gibi bulgular, çıplak gözle görülemeyebilirler. Bu
deliller, olayın aydınlatılmasında çok önemli ispat vasıtalarıdır.
Bu nedenle, belirtilen iz, emare ve deliller, ilgili uzman(biyolog,
kimyager, adlı tıp uzmanı vb) ve teknik çalışmalarla tespit
edilmeleri gerekir.

4. Teknik Bulgu(İpucu) Elde Etme ve Delil Toplama

Olay yeri inceleme çalışmalarında, delil araştırma ve toplama
işlemi, bu sürecin en önemli ayağını oluşturur. Buradaki amaç, olayı
aydınlatacak, maddi gerçeği ortaya çıkaracak delilin elde
edilmesidir. Bunun için kullanılacak yöntem, uzman kişi, araç-gereç
gibi faktörler önemli rol oynar.

Delil toplama işinin yapıldığı yer, kural olarak hazırlık
soruşturmasıdır. Bu aşamada ortaya çıkan yanlışlar, genellikle daha
sonra düzeltilemezler. Hazırlık soruşturması iyi yapılmayınca,
eksiklik son soruşturmada giderilmeye çalışılmakta uzayan ceza
muhakemesinin maddi gerçeğe ulaşabilmesi çok zorlaşmaktadır[46].

Delillerin hazırlık soruşturmasında zaman, yer ve şahıs bakımından
dağınık olarak elde edilmesi, hem delillerin kaybolmasını ve
değiştirilmesini, yani karartılmasını önler hem de son soruşturmanın
çabuklaştırılmasını sağlar. Elde edilen bu deliller son soruşturmada
delillerin tam bir şekilde tartışılmasını sağlar, sürprizleri önler
ve bir güvence oluşturur[47].

Teknik bulgu (ipucu) elde etme, hazırlık soruşturmasındaki
araştırmada, bilim ve tekniğin ilerlemesi karşısında bugün
zorunluluk halini almış bir faaliyet çeşididir. İpuçlarını bulmak
için çok defa teknik bulgulara ihtiyaç vardır. Teknik bulgular
fotoğraf çekmek, izleri tespit etmek gibi metotlarla bizzat elde
edilmesi için, kolluğun özel surette yetiştirilmiş teknik elemanları
ve aletleri olması gerekir[48].

Hazırlık soruşturmasında, delillerin elde edilmesi belirli kişilerin
emri ve yönetiminde gerçekleşir. Örneğin, sanığın bedeni üzerindeki
müdahaleler bir yargıç kararıyla veya savcının emri ile ve ancak bir
hekim tarafından yapılır[49]. Savcı araştırma faaliyetini
yürütürken, kolluktan bazı isteklerde bulunacak ve bilgiler
isteyecektir. Fakat bunun yanında kolluğun bazı araştırma
işlemlerini bizzat yapmasını ve sonuçlarını bildirmesini de savcı
isteyebilir (CMUK-161/1).

Olayla ilgili delil elde etme amaçlı aramada, özel veya ticari her
türlü yazılı belgeler, görüntü veya ses kaydeden film, fotoğraf,
teyp bantları, video kasetleri ve bilgisayar disketleri gibi
araçlar, fren izi, parmak izi, kan izi, saç kılı gibi ispata dolaylı
olarak yardımcı olan vakıalar, suçtan hasıl olan kazanç, suç
aletleri ya da suç ürünleri gibi delil ve belirtiler aranır.
Aranacak delilerin, yalnız asıl faile ait olması da gerekmez[50].

Bir suçun delilleri, kişilerin beyanları ile somut olaydan çıkarılan
iz ve bulgulardan oluşur. Bunlardan suçu kanıtlamaya yarayan iz ve
bulgular, doğrudan doğruya kişilerin kendi vücudu üzerinden (mesela,
yara, sıyrık izi gibi) veya eşya üzerinden sağlanır[51].

Olay yerinde elde edilen delillerin işlem sürecinde; bazıları
hammadde olarak Kriminal Laboratuar, Adlı Tıp ve Üniversite ilgili
bölümlerine gönderilmektedir. Değerlendirme sonuçları ise adli ve
soruşturma birimlerine gönderilerek adaletin gerçekleşmesinde önemli
rol oynar.

Delil elde etme işlemi, olayın türü ve olay yerinin şekline göre çok
farklı olabilir. Olayla ilgili bulunan ve teknolojik gelişmeye bağlı
olarak olay yeri ve yakın çevresi ile ilgili kişilerin üst ve
eşyalarında bulunabilen bir çok fiziksel-kimyasal ve biyolojik delil
çeşitlerinden bazıları şunlardır;

4.1. Parmak İzleri ve Avuç İzleri

Bireysel tanımlayıcı izler olarak da tanımlanan parmak izi, avuç izi
gibi her insanın kendi karakteristik özelliğini taşıyan izlerin
genel olarak kabul edilen 3 özelliği bulunmaktadır. Bunlar;

 Benzemez, benzetilemez özelliği

 Değişmez, değiştirilemez özelliği

 Tasnif edilebilme özelliği

Bireysel tanımlayıcı izlerin(BTİ), tıpkı her otonun, her silahın
seri numarası nasıl sadece ona ait ise, her insanın karakteristik
özelliğini taşıyan bireysel tanımlayıcı izler; parmak izi, avuç izi,
çıplak ayak izi, kulak izi, diş izi gibi izlerin yalnız tanımlanan
kişiye ait olduğu da bilimsel bir gerçektir[52].

BTİ'den oluşan arşiv sadece fail tespitinde değil, kimlik tespitinde
de çok önemli bir görevi ifa etmektedir. Bu arşivle, faili meçhul,
kayıp veya kimliği belli olmayan kimsenin kalmayacağıdır. Büyük
felaketler, deprem, yangın, uçak-tren kazaları gibi olaylarda kimlik
tespitinin zorluğu ve önemi teknolojik gelişmelere paralel olarak
artmaktadır.

4.2. Eşkal Tespit Sistemi

Günümüzde, suç ve suçlularla yapılan mücadelede eşkal tespit sistemi
etkin bir biçimde kullanılmaktadır. Teknolojik gelişmelere paralel
olarak, insan ve araç gibi alanlarda yapılan eşkal programları ve
arşivleri sayesinde olaylar aydınlatılmakta ve şüpheliler
tanımlanmaktadır. Ülkemizde de son zamanlarda özellikle Emniyet
Teşkilatında yapılandırılan Olay Yeri İnceleme ve Kimlik Tespit
Şubelerinde Eşkal Tespit Büroları oluşturularak dijital arşiv
yapılanması ve şüpheli taraması ile robot çizimi konusunda çağın
bilim ve teknikleri kullanılmaya başlanmıştır.

Eşkal, kişinin kendisi veya resminin olmaması durumlarında tanıklar
vasıtasıyla kişinin kendine has olan eşkal özellikleri ile diğer
belirgin özelliklerinin tarif edilerek bilgisayar ortamında robot
resminin yapılmasıdır. Araçlarla ilgili ülkemizde henüz arşiv
çalışması bulunmamaktadır. Ancak kişiler ve araçlarla ilgili arşiv
çalışması yapılmasının gerekliliği açıktır.

4.3. Isırık İzleri

Isırık veya diş izleri, olayları aydınlatmada delil özelliği
nedeniyle önemli bir özelliğe sahiptir. Dişler, bir insanın
ölümünden sonra en uzun süre varlığını koruyan vücut parçalarından
birisidir. İnsanların diş dizisi, sayısı, diş açılanmaları, dolgu,
tedavi gibi hususlar ve çenelerin kapanış ilişkileri, bireysel
tanımlayıcı izler gibi kişiye has özellikler sergilemektedir. Bu
gibi özellikler sayesinde iki ağzın dental yapısı hiçbir zaman
birbirini tutmamakta ve bu sayede suç failini tespit
edilebilmektedir.

Bir çok ülkede dişlerin incelenmesi yoluyla kimlik ve yaş tespiti
yapılmaktadır. Adli olaylarda örneğin, tecavüz ve öldürme
olaylarında, suçlunun yumuşak doku veya elma, armut, ayva, peynir
sakız, çikolata gibi gıdalar üzerinde bıraktığı izlerden kimlik
tespiti yapılabilmektedir. Bu izlere ısırma izleri (bite mark) adı
verilmektedir[53].

4.4. Vücut Sıvıları

Çeşitli adli olaylarda, özellikle ölüm ve yaralama ile sonuçlanan ve
mala yönelik cinayet, hırsızlık, adam yaralama ve ırza tecavüz gibi
suç teşkil eden olaylarda kan, tükrük, meni, kıl, tırnak, deri,
kemik, diş gibi biyolojik delillere sıklıkla rastlanmaktadır.
Olayların çözümünde günümüzde en çok yararlanılan delillerin başında
da vücut sıvıları gelmektedir. Olay yerlerinde bulunan peçete
kağıdı, havlu, sigara izmariti, yenilmiş çekirdek kabuğu, sakız,
içilen şişe ağzı, suç aleti üzerinde, yerlerde veya giysi
üzerlerinde gibi bir çok alanda vücut sıvıları bulunabilmektedir.

Vücut sıvılarının biyolojik ve kimyasal yapılarında bulunan
özellikler, insandan insana değişmesi nedeniyle önemli bir delil
kaynağıdır. Kan haricinde vücut sıvıları renksiz olduklarından,
genellikle olay yerlerinde çıplak gözle görülemeyebilirler. Bu
nedenle, olay yerinin koruma altına alınması ve müdahale eden
personelce bu özelliğe dikkat edilerek hareket edilmesi gerekir.

Olay yerinde bulunan kan izleri, olay yerinde kaç kişinin
bulunduğunu, bayan-erkek veya hayvana ait olup olmadığı, kaçış ve
geliş yönlerini, çeşitli hastalık virüsleri(AİDS vb) olup olmadığı
veya uyuşturucu kullanıp kullanılmadığı gibi bir çok yönden
soruşturmacı birime yardımcı olmaktadır.

4.5. Ayakkabı İzleri, Oto Lastik İzleri ve Alet İzleri

Meydana gelen olaylarda sıklıkla bulunan iz delillerinden ayakkabı
izi, oto lastik izi ve alet izleri faillerin tespitinde yararlanılan
önemli bulgulardandır. Delillendirme sürecinde sadece bireysel
tanımlayıcı izler ve vücut sıvılarından değil, birbirini destekleyen
ayakkabı izi, oto lastik izi ve alet izi gibi diğer iz ve
delillerden de yararlanılması gerekir.

Alet izleri, suçun işlenmesi sırasında failler tarafından kullanılan
ve kullanılan aletin zaman içerisinde aşınma, sürtünme ve yıpranma
neticesinde üzerinde başka hiçbir alette görülmeyecek karakteristik
özelliklerinden faydalanarak suç işlenen yerlerde bulunan bir kısım
alet izleri suç aletini tespit etmeye ve olayı aydınlatmada
yararlanılır.

Oto lastik izleri, olayın özelliğine göre özellikle öldürme, trafik
kazaları, hırsızlık, soygun, gasp gibi suçların işlenmesinde ulaşım
araçları kullanılmaktadır. Olay yerine geliş ve gidiş yolları
üzerinde oto lastik izlerine rastlanmaktadır. Oto lastik izlerinin
özelliklerinden yararlanarak, hangi tür araç kullanıldığı ve şüpheli
araç lastikleri ile karşılaştırma yapılabilir.

Ayakkabı izleri, diğer izlere göre olay yerlerinde daha çok
bulunabilirler. Çünkü suçun işlenmesi sırasında faillerin olay
yerinde yürümemeleri imkansızdır. Bu nedenle, olay yerinin
özelliğine göre sert zemin, yumuşak zemin, karlı veya toprak zemin
üzerlerinde ayakkabı izi bulunabilmektedir. Teknik birimler ortamın
özelliğine göre gerekli alet-araç ve teknikle tespit edilecek
ayakkabı izleri, adli olayların çözümünde kullanılan önemli
delillerdendir.

Ayakkabı izleri ve oto laslik izleri, üretim aşamasında oluşan izler
ile, kullanımları sonucu oluşan yıpranma, yırtık, kesik, aşınma gibi
farklı özelliklerin oluşturduğu klasik ve karakteristik özellikleri
sayesinde olay yerinden alınan ve şüphelilerle mukayese edilen
izlerde, ayırt edici özelliklerdir.

4.6. Yangın ve Kundakçılık Olaylarındaki Deliller

Bir yangının kundaklama olup olmadığına karar vermek için ilk adım
yangının başlangıç noktasına doğru bir şekilde karar verebilmektir.
Unutulmamalıdır ki, bir yangın hem bir yakıt desteğine hem de bir
ısı kaynağına ihtiyaç duyar. Yangın uzmanı aracılığıyla yangının
başlangıç noktasının tespit edilmesi ve görüntülenmesi önemlidir.
Yangın başlatıcısının tespit edilmesi amacıyla, olay yerinde
hidrokarbon detektörü veya diğer cihazlarla çalışma yapılabileceği
gibi bir plan dahilinde alınacak yangın örneklerinin laboratuara
gönderilmesi ile iz ve delil bulma çalışması yapılır.

Yangın olayının meydana gelmesinden sonra itfaiye teşkilatları rapor
düzenlemekte ve bu rapora göre savcılık makamı gerekli görürse dava
açmaktadır. Ancak, ülkemizde bir yangı müfettişliği birimi
oluşturulmadığı için itfaiye teşkilatları sadece olay yerinin
incelenmesi sonucunda bir rapor düzenlemektedirler. Oysa, günümüzün
teknolojisi artık pek çok olayda ayrıntılı uzmanlık alanlarına
ihtiyaç göstermektedir. Yangın söndürme-kurtarma, araştırma,
güvenlik-korunma özellikleri de kendi aralarında farklı uzmanlıklar
gerektirmektedir. Ayrıca yangınlarda hızlandırıcı kullanılıp
kullanılmadığının tespiti detaylı laboratuar araştırması gerektirir.
Bir olayın kundakçılık olup olmadığının tespiti ise detaylı bir
polisiye araştırması gerektirir. Sonuç olarak yangının adli boyutunu
araştırmak için yangın müfettişliği birimi geliştirilmeli ve
laboratuar çalışmaları ile desteklenmelidir[54].

4.7. Su Ortamında Bulunan Deliller

Hukuki süreçte gerekli olan deliller bazen olay yerinde, kişiler,
araç ve materyaller üzerinde bulunabildiği gibi bazen de su
ortamında da bulunabilmektedir. Bazı suçlar denizde işlenebildiği
gibi, karada işlenen suçlarda da silah, bıçak, kovan gibi deliller
bir çok nedenle su ortamına atılabilmektedir. Su ortamında bulunan
delillerin araştırılması, toplanması ve taşınması için su altı
dalgıçları gibi özel uzmanlık gerektiren personele ihtiyaç vardır.

Su içinde kalan deliller, kaldığı sürenin uzunluğuna bağlı olarak
delil özelliğini kaybettirecek bir takım fiziksel ve kimyasal
oluşumlar meydana gelmektedir. Bu nedenle kısa zamanda bulunması ve
sudan çıkarıldıktan sonra kriminal laboratuarlara gönderilene kadar
özel bir saklama ve taşımanın uygulanması gerekmektedir[55].

4.8. Toprak Delilleri

Toprak, günümüzde olay yeri inceleme çalışmalarında adli makamlara
sunulabilecek önemli bir delil kaynağıdır. Bir olayla ilgili elde
edilecek toprak, kişilerin ayakkabılarında, elbiselerinde, oto
lastiklerinde, mağdur veya taşıma araçları üzerinde bulunabilir.
Toprak delili, olay yerinin tespiti ile şüpheli ve eşya üzerinde
bulunması halinde olay-fail-mekan üçgeninin kurulmasına yardım eder.

Toprak delillerin birbirinden ayırt edilmesi ve ya
farklılandırılması için katkıda bulunan özellikler; toprağın çok
çeşitli oluşum süreci ve bunlara dahil olan ana materyaller, arazi
yapısı, iklim, oluşum zamanı, bitkisel ve mikrop türlerinin
farklılığı içerdiği mineraller, oksitler, organik maddeler,
mikroorganizmalar ile toprağın yoğunluğu ve partikül büyüklüğüdür.
Bu delillerinin değerlendirilmesinde en büyük sorun, kriminal veya
adli laboratuarlarda toprakla ilgili iyi yetişmiş elemanların
azlığıdır[56].

4.9. Sesli ve Görüntülü Deliller

Günümüzde bilişim, organize ve terör suçlarında sıkça rastlanılan
telefon, cep ve araç telefonlar, CD, disket, video-kaset gibi ses ve
görüntülü deliller olayın aydınlatılmasında çok önemlidir.
Belirtilen delilleri toplama ve değerlendirme işlemleri eğitimli ve
yeterli teknik donanıma sahip uzmanlar aracılığıyla hukukilik ve
bilimsellik içerisinde yapılması gerekir.

Her insanın karakteristik özelliklerini taşıyan parmak izi, DNA gibi
ses frekansları ve seslerinin özellikleri de farklı farklıdır.
Kişilerin daha önceden kayda geçirilmiş sesleri ile daha sonra bir
suç sırasında elde edilen seslerinin mukayesesi yolu ile kimlik
tespiti ve teşhisi işlemleri yapılabilmektedir. Ancak, ses
kayıtlarının teknik tahlili ve sonuçları tam ve güvenilir delil
mertebesine henüz erişmiş değildir. Fakat son zamanlarda,
yargılamada, sesle ilgili bilirkişi raporları başka delillerle de
desteklemesi durumunda, delil olarak kabul edilmektedir[57].

Ses ve görüntü kaydeden elektro-manyetik kayıtlar, teyp ve video
kasetleri, olayı aydınlatmada birer belgedir, her birisi birer keşif
konusudur.İçeriği hakkında yapılan incelemeler sonunda elde edilen
sonuç olayın lehinde ya da aleyhinde en önemli bir veridir, bir
delil kaynağıdır. Dolayısıyla filmler, video-kasetleri, teyp
bandları, bilgisayar CD ve disketleri gibi yeni belgeler içerikleri
bakımından bir kuşkuya yer vermeyecek şekilde güvenirlikleri ortaya
konulunca yargılama hukukunda artık birer belge-delil niteliği
kazanacaklardır[58].

Kocaeli'nde 2002 yılında meydana gelen bir cinayet olayında, 2. Ağır
Ceza Mahkemesi, polisin gizli kamerayla kaydettiği itirafları delil
kabul ederek verdiği mahkumiyet kararının temyiz edilmesi üzerine,
Yargıtay 1'inci Ceza Dairesi, gizli kamerayla çekilen itirafların,
hukuka aykırı olduğunu belirtti. Sorgu sırasında yasak yöntemler
kullanılamayacağına dikkat çeken Yargıtay, özgür irade ile alınmayan
ifadelere ve hukuka aykırı delillere dayanılarak hüküm
verilemeyeceğini ve söz konusu ifadenin sanık rıza gösterse bile
delil olamayacağını belirtti[59].

4.10. Grafoloji ve Balistik Deliller

Günümüzdeki klasik suç tiplerinde, ateşli silahların kullanılması,
tehdit mektubu veya evrakta sahtekarlık gibi olaylarda belge, yazı
ve imza incelemeleri ile kovan, çekirdek, silah gibi materyallerin
incelenmesi için grafolojik ve balistik bulgulara sıklıkla
rastlanılmaktadır. Olay yerlerinde usulüne göre alınacak bu gibi
deliller, gerektiği şekilde fotoğraf, kamera, kroki ve tutanakla
tespit edilip, Laboratuara incelenmek üzere gönderilmektedir.

Olay yerlerinde bulunabilecek; uyuşturucu ve patlayıcı maddeler,
atış artıkları, boyalar ve mürekkepler, kumaş ve lifler, toksik
maddeler, kundaklama olaylarına ilişkin yangın artıkları, cam,
metal, toprak, plastik malzeme, yapıştırıcı gibi maddelerin
Laboratuarda adli kimyasal incelemeleri[60] yapıldığından bu gibi
delillerin uzmanlarca olay yerlerinden titizlikle toplanması gerekir.

4.11. Adli Entomolojik, Antropolojik ve Palinolojik Deliller

Gömülü cesetleri konu edinen bir çok olay, ya önceden bilgi sahibi
olmaksızın kazaen yada bir ihbar neticesinde ortaya çıkmaktadır.
Böyle bir olayda olay yerinin incelenmesi için önceden bir plan
yapılarak zeminin incelenmesi, cesedin incelenmesi gibi konularda
gerekli uzmanlardan yararlanılmalıdır. Bunlar; Ceset üzerinde
hastalık ve yaralanmaların neden olduğu değişik